Yemek değil ambalaj yiyorsunuz

Salih Seçkin Sevinç yazdı...

Ambalaj ve sarf malzemelerinde dışa bağımlıyız. Bu malzemelerin kendisini ya da hammaddesini ithal ediyoruz. Pandemi sürecinde %100 fiyat artışı gerçekleşen ambalaj malzemelerinin fiyatları, gittikçe kötüye giden dünya ekonomisi, savaş ve diğer krizlerle artmaya devam ediyor, edecek.

Ambalaj ve sarf malzemeleri denildiğinde; konserve teneke, teneke kapak, boş cam konserve pet/plastik ambalaj, plastik kapak, etiket, koli, bant, palet, yapıştırıcı, kapak bandı ve benzeri petrol ve petrol bazlı çok çeşitli ürünler kullanılıyor. Bu ürünlerin neredeyse hepsi hammadde ya da bitmiş olarak Türkiye'ye ithal ediliyor.

Nereye varacağım…

Bir restoranda yemek yiyorsanız ya da evinize yemek siparişi veriyorsanız artık bilin ki ödediğiniz bedelin yarısını, hatta belki daha fazlasını ambalaja veriyorsunuz. Hatta şöyle ifade edeyim; Yediğiniz yemeklerde aslında ambalaj ve sarf malzemesi yiyorsunuz!

İşin sosyo-politik ve planlama boyutu benim konum değil. Nasıl böyle oldu, neden dışa bağımlıyız, neden kendi ambalaj ve sarf malzemelerimizi üretemiyoruz, bunları işin uzmanları tartışadursunlar.

Beni ilgilendiren husus; yeme-içme dünyasında mevcut durumla ilgili size bir uyanış yaşatabilmek, mümkünse bu farkındalık ile -belki- bir nebze de olsa yüzde yüz dışa bağlı olduğumuz bu ürünlerde tasarruf sağlamak, hatta verdiğiniz yemek siparişlerinde “farkında olmadan” yediğiniz ambalaj ve sarf malzemelerinin bedellerinin düşmesini sağlamak.

Şimdi öncelikle gelelim neden havalı ambalajlardan vazgeçemediğimize…

ORTADOĞULULUK VE GÖSTERİŞ SEVERLİK

İşim gereği birçok restoran sahibi ile görüşüyorum, dertlerini dinliyorum. Hele şu sıralar hepsinin suratı her yönden üst üste gelen zamlardan ötürü asık olduğu için ambalaj maliyetlerinin de onları ayrıca ne kadar yıprattığının farkındayım. Öyle ki artık ambalaj alımı onlar için artık tahammül edilemeyecek düzeyde. Müşterilerine de bunu yansıtmaktan çekinmekle kalmayıp, bildiğiniz utanıyorlar.

Sorun şu; Buna rağmen insanlar gittikleri kafelerde kaliteli bir karton kahve bardağı talep etmeye devam ediyor. İyi bir ambalajda kendilerini güvende hissettiklerini sanabilirsiniz ama işin asıl başka bir boyutu var. Üstelik o iyi karton bardağın ederinin 2 ya da 3 TL olduğunu bile bilmiyorlar.

Kadıköy Moda’da nezih bir kafenin sahibi bir arkadaşıma sorduğumda bardak, bardakları tutacak aparat, karıştırma çubuğu, peçete ve baskılı bir kraft poşet ile bu maliyetin sipariş başına 10 TL hatta bazen 15 TL’ye kadar vardığını söylüyor.

Ve elbette bu maliyetler müşteriye yansıtılmak zorunda.

Kahve bardaklarında daha ucuz bir seçenek yok mu dediğimde ise “İnsanlara ucuz kahve bardağı sunarsak beğenmiyorlar. Hemen kötü yorum yapıyorlar, sosyal medyada bizi eleştiriyorlar. İster istemez daha iyisini sunmak zorunda kalıyoruz” diyor. Hesapta buraya gelen insanlar modern, çevreci ve bilinçli bireyler. Yani ambalaja, havalı ambalaja, gösterişe para ödemekle işlerinin hiç olmaması lazım, öyle değil mi?

Lakin toplum olarak ambalajda gösterişi seviyor hatta bunu fazlasıyla abartıyoruz. Başkalarını eleştiriyor, “Ne kadar görgüsüzce!” diyoruz ama bizler de nitelik değil çoğu zaman gösterişin peşindeyiz ve bu lüksümüzden asla feragat etmiyoruz.

Kısacası.

Dü-şün-mü-yor-uz! Kafa yormuyoruz…

Örneğin evlere paket servis yapan firmaların bize restoranlardan gönderdiği ambalajlarda eğer peçete, plastik kaşık, çatal, kürdan, eksik olursa ya da gönderdiği torbasını beğenmezsek ya da ürünün paketlemesini zayıf bulursak bu mekanlara negatif yorumlar bırakıp puanlarını bile kırabilecek kudrete sahip olduğumuzu biliyoruz çünkü.

İyi paket puanı olan restoranlardan hiç sipariş verdiniz mi? Eve gelen paketler adeta lunapark gibi… İçerisinde sakız, şeker, en havalısından kolonyalı mendil, tuz, kürdan, acı süs biber, limon, oyuncak, nostaljik objeler, kırtasiye objeleri var da var… Peki ne sipariş ettik biz?

Tantuni…

Yani yazımın başında belirttiğim gibi böylece yediğimiz yemeklerin lezzeti yerine ambalaja (gösterişe) daha fazla para ödemeye devam ediyoruz.

TASARRUF TAVSİYELERİ

Kafelere önerim kendi termos ve kahve bardakları ile gelenlere ambalaj maliyetinden tasarrufta teşekkür babında indirim yapmaları. Bunu bir kampanya haline dönüştürüp hem dükkana gelen müşteriyi ödüllendirmeli, hem de ambalaj maliyetinden tasarruf etmeli. Bu ilerleyen zamanlarda gerçek anlamda bir akıma dönüşebilir hatta.

Ayrıca mümkünse ucuz ve pahalı seçeneklerle karton bardak sunmaları, fiyatları da buna göre belirlemeli ve tüketiciye de bununla ilgili farkındalık sağlamalı. (Ambalaja çok para ödüyorsunuz!)

Amerika’da “ikon” yerlerde yemekler yedim, en iyi burgerciler bile sektör standardı en ucuz yağlı kağıda ve en ucuz folyoya ürünleri sarıp evlere paket servis yapıyorlar. Üstelik ne sarılan kağıtların üzerinde markaların isimleri var, ne de torbaların… Kimse de mekanları paketlemeleri çok havalı değil diye yargılamıyor, sosyal medyada haklarında kötü yorumlar yapmıyor, ürünlerin de lezzetlerinden lezzet kaybolmuyor. Yani en basit ve işlevli paketleme ne ise onu kullanıyorlar. Bu mekanlara gidip yemek yediğinizde tek bir peçete ile idare ediyorsunuz, bizde ise içerisinde yüzlerce peçete olan “dispenser” olmayan masalar, artık masa sayılmıyor. Her şey bol bol olacak, istediğiniz kadar kürdan, istediğiniz kadar peçete, plastik kaşık, çatal, bıçak, ambalajlı tuz, ambalajlı kimyon hepsine erişebileceksiniz.

Yeterince gösterişli bir servis sunulmuyorsa lezzet de yeterli değildir algısı… İşte bu hep “Ortadoğu Kafası”.

Yine tekrar ediyorum. Böylece yediğiniz yemeğe değil, ambalaja para ödüyorsunuz.

Peki ambalajdan tasarruf için başka neler yapmalı?

Mekanlar artık baskılı kağıtlardan kaçınmalı, havalı ve baskılı kolonyalı mendillerden uzaklaşmalı, sektörde adet ile değil kilo ile satılan ambalaj ve sarf malzemelerine yönelmeli. Ambalajda daha basit ve fonksiyonel düşünmeli.

Evlere paket servis yapan firmalar -satın alma ve pazarlık güçleri çok yüksek olduğu için- paket ve ambalaj konusunda restoranlara ya destek olmalı, ya da eğer bunu yapamıyorlarsa ambalajı değerlendirme konusunda tüketicilere yetkinlik verMEmeli.

Eğer illa restoran olarak bir branding “marka” vurgusu yapacaksanız, bunu firmanızın logosundan bir kaşe hazırlayarak sardığınız düz ambalaj kağıdına ya da kraft poşete damgalayabilirsiniz. Evet, bu markanızı gösterişten ve havalı olmaktan uzaklaştırabilir ama markanızın samimiyetini bir o kadar artırır.

Devir artık gösteriş devri değil, tasarruf devri… Nereden ne kadar yapabiliyorsak artık. Çünkü her ne kadar ekonomik kriz yok diye birileri ısrar etse de “Kral Çıplak!” ve bu kriz sadece Türkiye ile de sınırlı değil.

Kendi adıma mikro düzeyde de olsa bu tavsiyelerde bulunmak bu ülkenin evladı olarak sektöre borcum.

GELELİM BİZE…

Biz tüketiciler de bundan böyle havalı ambalajlardan kaçınalım ve çok gösterişli bir ambalaj içerisinde yemek yiyorsak çöpe atacağımız o ambalaja iyi bir bedel ödediğimizin farkına varalım!

Gösterişe, ambalaja puan vermeyelim. Evimize gelen paket ne kadar iyi hazırlanmış diye kendimizi iyi hissetmeyelim. Hatta mümkünse paket siparişi verirken evde çatal bıçağımız var ise plastik çatal, bıçak, kaşık istemeyelim. Lezzeti ambalajı ile yargılamayalım.

Unutmayın önünüze ne kadar iyi paket geliyor ise bu yediğiniz yemeğe olması gerekenden daha fazla bedel ödediğiniz anlamına geliyor.

Eğer bu maliyeti işletme kendisi yükleniyorsa bilin ki o işletme uzun ömürlü değil, çok yakında ölecek!

Nereden mi biliyorum?

Çünkü bu matematiği çok gördüm.

Salih Seçkin Sevinç

Odatv.com

HARBİ YİYORUM KİTABINI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Yemek değil ambalaj yiyorsunuz - Resim : 1
Salih Seçkin Sevinç