Sol kabuk değiştiriyor

* Alain Badiou: “Yozlaştırmak; yerleşik kanılara gözü kapalı teslim olmayı reddetme bilinci...

* Alain Badiou: “Yozlaştırmak; yerleşik kanılara gözü kapalı teslim olmayı reddetme bilinci kazandırmak… Gençlere, toplumsal normlarla ilgili görüşlerini değiştirme olanağı sunmak…
Taklit ve rızanın yerine tartışma, rasyonel eleştiri ve isyanı koymaktır. Bu isyan ne kendiliğinden - ne de saldırgandır. Zirâ, bu isyan, ilkelerin ürünü olduğu gibi, herkesi tartışmaya davet eden bir eleştiridir.”

Sol kabuk değiştiriyor - Resim : 1

Fransız Marksist düşünür Alain Badiou’nun Gezi Parkı direnişini ‘Tarihin Yeniden Doğuşu’ şeklinde tanımlaması, Haziran ayı ortalarında OdaTV’de yayınlandı. Badiou’yu, derinine irdelememizde yarar var. Bu sayede Sol Düşünce’nin evrimi üzerinde daha çerçeveli tartışabiliriz.

Böyle bir tartışmaya çok ihtiyaç var. Çünkü bir kısım eski tüfek, gençlere öyle bir Sol anlatıyorlar ki, bir kısım sözcük ve kavramları değiştirirseniz, Peygamberler Tarihi’ni betimleyen köktendincilerden en küçük farkları kalmıyor.

Teknolojideki… Üretim biçimindeki… Emperyalizmdeki farklılaşmalar – değişimler, zerre kadar dikkate alınmıyor. Sanki mukaddes addedilen metinlerden sapılır korkusu ile hâlâ geçmişin demode polemikleri üzerinde kafa yoruluyor.

Alain Badiou, 76 yaşında inanılmaz bir adam. Birinci sınıf toplumsal bir gözlemci. Diyalektik materyalizmi analizlerinde temel alıyor. Fakat ısrarla bir noktada demir atmıyor. Çağdaş Dünya’da Bilim’in yanına Politika’yı, Sanat’ı ve eki tüfekler epey rahatsız olacaklar ama, bir zamanların devrimci bacı söyleminin yerine Aşk’ı da ilave ediyor.

Klasik ve metafizik felsefe ölmüştür… Yeni bir yaratıcı deneyler şafağı sökmek üzeredir” diyor korkusuzca. Gençlerin ayaklanmalarına “Mantıklı İsyanlar” adını veriyor.[1]

Badiou, 20. Yüzyıl’a damgasını vuran bir fenomenin ortadan kalkışına da dikkati çekiyor: “Devrim veya Karşı Devrim, kahramanlık motifleri esir alıyor ve yönlendiriyordu toplumları. Doğal olarak da asker imajı egemen oluyordu. Kendini feda etme yarışı… Soyut bir devrim inancı… Komünist devrim, bilimsel devrim, cinsel devrim – yeter ki devrim olsun!”

YENİ BİR GÜNEŞ MUTLAKA DOĞACAK

Bu aşamada, asker, bir metafor. Herkes için ideal bir örnek. İnsanoğlunun olanaksızlığı nasıl yendiğini gösteren bir olanak. Ölümsüzlük ve sonsuz gerçekliğin taşıyıcısı

Ve bütün bunlar bir anda ortadan kalkıyor. Hayâller son buluyor. Berlin Duvarı yıkılıyor. Ortalık, orta ve üst orta nesillerin akıl ve fikir fukarası diye önyargılı bir kötümserlikle ümit kestiği nihilist gibi gözüken jenerasyonlara kalıyor. Yaratıcı boyut ve soyut kahraman imajı, giderek kayboluyor.

Derken, soyut bir kahraman düşleyen kolektif sıra neferlerinin yerini, en beklenmeyen bu evrede, birey kimliklerini yitirmemiş gençler almaya başlıyor.

“Yeni bir güneş keşfetmeliyiz” diyor Alain Badiou… “Yeni bir fikir dünyası…”

Bence, bu keşif gezisi çoktan başladı. Üstelik evrensel planda başladı. Gençler, eylemleri ile sadece özel değil – tüm yerküredeki genel ve temel çelişkileri dillendiriyorlar.

Sol, kabuk değiştiriyor. Kabir ziyaretlerinden taşıyor. Leninizm, Stalinizm, Maoizm, Troçkizm gibi söylemlerin içlerinin boşaldığı… Yepyeni bir diyalektik anlayışa ihtiyaç duyulduğu idrak ediliyor.

Yeni bir devrimci konsept arayışındaki gençler, yasaların hayatı ve düşünceyi kısıtlayan bir pranga olmadığını ilan ediyor... Yaşama özgürlüğü ile düşünce özgürlüğünü bir potada eritiyorlar.

Badiou, bu noktada çok ama çok önemli bir mesaj veriyor gençlere ve her daim genç kalan beyinlere. Gerçeklerin değiştiği, farklılaştığı bir dünyada – doğal olarak yeni bir kurgu süreci’nin başladığına dikkati çekiyor. Yeni bir kurgu… Çağa uygun yepyeni bir simgesel kurgu…

Badiou’ya göre “Kurgu keşfi, bir adâlet ve ümit sorunu… Ama gerçek bir kurgu keşfetmek ise bir cesaret sorunu…”

Taksim Gezi Parkları’ndaki gençlerin cesareti, şahsen bana ümit veriyor.

LÜTFEN SAP İLE SAMANI BİRBİRİNE KARIŞTIRMAYIN

Mısır’da olup bitenlerle ilgili olarak son derece güzel analizler yapıldı. Yapılıyor. Ben sadece, olayı saptırma niyetindekilere yönelik küçük bir ekleme göndermek istiyorum.

Olayı dejenere etmeyin. Elbette ki, sandıkla gelen sandıkla gider. Darbenin en iyisi bile, demokrasinin en kötüsünden daha da beterdir. Bunları biliyoruz. Malûmu ilâm etmeyin!

Türkiye’de yaşanan, sandıkla gelenin demokratik kuralları çiğnemesi… Devlet kurumlarını işgal ederek, kendi yandaşları ile doldurması… Toplumu Biz ve Ötekiler diye ikiye bölmesi… Kendinden olmayanları dışlaması… Medyayı kendi patronajı altına alarak tek sesli hale getirmesi ile ilgili bir tartışmadır.

Mısır’da sandıkla gelen, darbe ile gitmektedir. Bu, beni bir yere kadar ilgilendirir.

Türkiye’de ise bundan sonra darbe olmaz. Olmayacaktır. Sandıkla gelen sandıkla gidecektir.

Beni ilgilendiren – arada geçen süre zarfında demokratik kurumların tahrip edilmesi ve ülkedeki kazanılmış demokratik hakların çiğnenmesidir.

Farklı ülkelerde sandıkla gelenlerin ve zaman içinde başka özlemlere soyunanların aralarındaki kader bağlantısı ve birbirlerine verdikleri manevi destek ise tamamen onların sorunudur.

İNTERAKTİF SOHBETLER:

Misafir – arslanalioğuztürk: Güzel bir dilek… Umarım her şey, dilediğiniz gibi olur.

Misafir - Sezer Gençoğlu: Çok sesliliği sağlamaya minicik bir katkım olabiliyorsa, ne mutlu bana.

Kuzey06: Size de çok teşekkür ederim. Beğenmeniz, benim için en büyük destek ve moral kaynağı…

Halit Kakınç
Odatv.com

DİPNOT:
[1] Encore Yayınları’ndan YENİ BİR SİYASET İÇİN FELSEFE

halit kakınç sol arşiv