Otoparktaki kral gerçekten bir canavar mıydı

08.02.2013

Geçen haftalarda sevgili editörüm Barış Pehlivan Ankara’ya geldiğinde beraber bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı sırasında bir dakika bile bizimle ve etrafıyla ilgelenmeyip hiç durmadan haber okuyup Odatv’yi kontrol etmeyi başardı. Bir ara kendisine yediği sandviçin güzel olup olmadığını sordum... Bana uzun uzun boş gözlerle bakıp “soruyu anlayamadığını” söyledi...

Sandviçin güzel olup olmadığınının nesini anlayamadığını, belli ki beni ve Barış Terkoğlu’nu dinlemediğini, böyle devam ederse benim asla iyi bir yazar olamıyacağımı, bunları hak etmek için ne yapmış olduğumu ” filan söyleyip , dalıp gidip ne düşündüğünü sordum? Cevabı söylüyorum sayın seyirciler: Donanma... Evet, Barış yaklaşık bir saattir aramızda yokmuş çünkü “donanmayı” düşünüyormuş.

İşte o anda beynimde bir şimşek çaktı ve adeta bir aydınlanma yaşadım... Ben de büyük bir hızla gece gündüz “Donanmayı “ düşünür hale gelme yolunda ilerliyordum. Siyaset çok keyifli bir konuydu ve insan kendini bir kere kaptırınca başka hiç bir şeyden zevk alamıyordu. Lakin ben sadece “donanmayı” düşünmek için henüz çok genç ve çok güzeldim sayın seyirciler... (Bu sefer kendim için ufak bir reklam almakta sakınca görmedim) O yüzden, en azından bu haftalık siyaset rejimine girdim ve konumu popüler bir “tarihi gündemden” seçtim.

İngiltere tarihini okumaktan her zaman zevk almışımdır. Tarih zaten çoğunlukla aşk, seks, entrika, güç ve iktidar savaşı doludur lakin İngilizler’in tarihi ziyadesiyle bunlarla doludur ve bu sebeple okuması oldukça heyecanlı ve keyiflidir. Daha gençken, Tudor’lara özellikle de 8. Henry’nin karılarına filan merak salmıştım, oradan da doğal olarak Kraliçe Elizabeth’e geçiş yaptım  “Bir aslan olmayabilirim ama bir aslanın yavrusuyum ve bir aslanın yüreğine sahibim” diyen güçlü/savaşçı/bakire Kraliçe’nin sıradışı hayatı herkes gibi beni de büyülemişti.

KRAL 3. RICHARD

İngiltere tarihine kıyısından köşesinden bulaşıp da 3.Richard’la ilgilenmemek tabii ki mümkün olamazdı. Kambur, sakat ve kötü kalpli (ve büyük ihtimalle çocuk katili olan...) Kral 3. Richard’ın hikayesini biliyor ve doğal olarak kendisine hiç de sempatiyle bakmıyordum... Geçtiğimiz Eylül ayında, İngiltere’de Leicester’da bir otoparkta yapılan kazılar sonucu bulunan iskeletin Kral 3. Richard’a ait olduğu iddia edildi, sonrasında yaşananlar ise bu Kral ile ilgili düşüncelerimi tekrar gözden geçirmeme sebep oldu.

3.Richard 1485 yılında, Güller Savaşı’nın akibetini de belirleyen Bosworth Field savaşı sırasında, Tudor Hanedanı’nın ilk temsilcisi Henry Tudor’a karşı savaşırken öldürülmüştü. Güller Savaşı 1455-1485 yılları arasında gerçekleşen iç savaştır. Savaşa bu adın verilmesinin nedeni, York Hanedanının armasının beyaz gül, Lancaster Hanedanının armasının üzerinde ise kırmızı gül olmasıdır. Lancester ve York aileleri arasında yaklaşık 30 yıl süren savaşın sonunda Lancaster Hanedan’ında erkek üye kalmadığından Lancaster Hanedanı’yla akraba olan Tudor Hanedan’ından gelen Henry Tudor'u tahta geçmesi için desteklediler. Henry Tudor da 3.Richard’ı Bosworth’de yenip öldürünce, Lancester-York savaşının sonucunda kazanan Tudor’lar olmuştur.

Shakespeare’in 3.Richard’ı , kambur, çolak, biçimsiz, yalancı, iki yüzlü, hain, makyevelist bir katildir. (daha ne olabilir bilemiyorum...yamyam?) Tek derdi İngiltere Tahtına oturmak olan ve bu amacına ulaşabilmek için her türlü kötülüğe, insanlık dışı davranışa başvuran 3. Richard o kadar karanlık bir tiptir ki edebiyat tarihinin pek çok kötü adamına ilham kaynağı olmuştur. (Bakınız: Lord Valdemort, Darth Wader, Aslan Kral Simba’nın amcası Scar... “geek” olduğum için genellikle bilim-kurgu ve fantazi edebiyatı  kahramanlarını tanıyorum, ne yapabilirim?)

Bu 3.Richard Efendi neler etmiş de tarihin en pis, en belalı karakterleri arasına girmiş?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Kendisi adeta bir seri katilmiş sevgili Odatv okurları... İddia edildiği üzere  tahttaki Kral 6. Henry’i, 6. Henry’nin oğlu Edward’ı, kendi erkek kardeşi Clarence Dükü’nü, karısı Anne’i ve en korkuncu da 9 ve 11 yaşlarındaki yeğenlerini öldür(t)müş.( Gerçi biz Osmanlı Soyunun çocukları, saltanatın devamı için her yaştan akrabanın katline alışık olduğumuzdan bu cinayetler bizim için vaka-i adiye sayılır... “E ne olacak ki, bu da konu mu? İktidar savaşlarında normaldir böyle şeyler” desek yeridir yani...)

Kuledeki Prensler

KULEDEKİ PRENSLER

Kuledeki Prenslerin sırrı tarihçilerin en çok ilgisini çeken gizemlerden biri olmuş. Hikaye şöyle; Babaları 4. Edward ölmeden önce, kardeşi 3. Richard’ı çocuklarının koruyucusu olarak atıyor. (4. Edward’ın ölüm sebebi tam olarak bilinmiyor, zatürreden öldüğü söylense de ölüm sebebinin zehirlenme olduğunu düşünenler de var ) Oğlanlardan bir tanesi 12 yaşındaki 5. Edward , diğeri ise küçük kardeşi 9 yaşındaki York Dükü Richard. (Allahım bütün bir memleketin adı ya Edward ya Richard ya da Hanry midir? Hepsi birbirine karışıyor...derken aklıma Murat, Mehmet ve Osman’larımız geliyor, susuyorum...) Amcaları 3.Richard da, ortalık çok karışık olduğu için, büyük yeğen Edward tahta geçene kadar, çocukların kendi güvenlikleri açısından yavrucukları Londra Kulesine hapsettiriyor.

3. Richard acilen yeğenlerinin evlilik dışı çocuklar oldukları bu yüzden tahta geçemiyecekleri dedikodusunu yayıyor ardından da parlementodan çıkarttırdığı bir kararla İngiltere tahtına kendisi geçiyor. 3. Richard tahta çıkana kadar çocukların Kule’nin bahçesinde oyun oynarken gördüklerini söyleyen görgü tanıkları var ama 1483 yılının yaz aylarından sonra iki çocuk ortadan yok oluyor ve kendilerine ne olduğu bilinmiyor.

1674 yılında Kulede yapılan renovasyon çalışmaları sırasında iki küçük iskelet bulunuyor, bu iskeletlerin Kuledeki Prenslere ait olduğu düşünülüyor ve çocukların kemikleri Westminster Manastırında bir  kurnaya konuluyor. Doğal olarak küçük yeğenlerinin ortadan kayboluşunun suçu, bu işten en çok faydayı görecek olan kişinin, amcaları 3.Richard’ın üzerine kalıyor. Her ne kadar resmi olarak kanıtlanamasa da Kambur Kral insanların vicdanında “çocuk katili” olarak kalıyor.

OTOPARKTAKİ KRALIN YARATTIĞI TARTIŞMA

Nitekim kalıntıları beş yüz yıl sonra  bir Otoparkta yapılan kazılar sırasında bulunan  iskeletin üzerinde çeşitli incelemeler yapıldıktan ve DNA’sı 17. kuşaktan akrabası olan marangoz olan Michael Ibsen ile karşılaştırıldıktan sonra, geçtiğimiz günlerde  iskeletin gerçekten de 3. Richard’a ait olduğu açıklandı. Kral kafasından aldığı bir darbe sonucu ölmüştü ve hakikaten de skolyozdan dolayı kaburgasında eğrilik vardı.  Fakat 3. Richard’ın kalıntıları eski ve hiç bitmeyen bir tartışmanın tekrar alevlenmesine sebep oldu. ”Sadece iki yıl İngiltere tahtında kalan ve 32 yaşındayken savaşta ölen 3. Richard hakikaten Shakespeare’in trajedisinde anlattığı gibi bir canavar mıydı?

Kendilerini 3. Richard’ın itibarını temizlemeye adamış olan “3. Richard Cemiyeti” üyeleri,  Kral’ın büyük bir “karalama” kampanyasının kurbanı olduğunu iddia ediyorlar. Onlara göre 3.Richard’ı canavarlaştıranlar, kendisinin ölümünden sonra iktidarı ele geçiren Tudor’lar... Ricardianların (kendilerine böyle diyorlar) söylediğine göre Tudor’lar, kendi Hanedanları’nın York’lardan çok daha iyi ve adil olduğunu ispatlamak için 3. Richard’ı itibarsızlaştırmak istemişler.

3.Richard’ı kambur , çolak ve deforme biri olarak gösteren portrelerin hemen hemen hepsi Richard’ın ölümünden sonra Tudor Hanedanlığı sırasında yaptırılmış. 3. Richard’ın kendi döneminde yaşayan yazarlar tarafından yayınlanmış bir biyografisi de yok. Aslına bakılırsa, Kambur Kralı dünya çapındaki ününü dünyanın en büyük ozanlarından biri olan William Shakespeare’in kaleme aldığı 3.Richard tragedyasına borçlu.

Ricardianlar Shakespeare’in 3.Richard’ı öldürüp tahta geçen Henry Tudor’un torunu olan Kraliçe Elizabeth döneminde yaşadığına dikkat çekiyorlar. “Gururlu” bir Tudor olarak Kraliçe Elizabeth’in  “güç delisi, karanlık bir despot“ olarak portre edilmiş bir 3. Richard’dan oldukça keyif alacağının ortada olduğunu söylüyorlar. Onlara göre 3.Richard’a atfedilen cinayetlerin neredeyse hiçbiri kanıtlanmış olmamasına rağmen Shakespeare’in yolunu açtığı “Canavar 3.Richard” edebiyatının sonucu olarak insanlar onun  gözü dönmüş, kanlı bir katil olduğuna inanmış durumdalar.

Tarih ve tarihi karakterler her zaman yoruma ve manupülasona açıklar ne yazık ki... Meşru olmadan tahta geçen Tudor’ların meşruiyetlerini sağlamak için Skakespeare ve Thomas Moore gibi halkın üzerinde büyük etki sahibi olan yazarlardan faydalanmış olmaları da tabii ki mümkün. Sonuçta tarihi “kazanan taraf” yazıyor. Öyle de olsa bu durum, en azından kaybolan küçük prenslerin akibetini açıklamıyor.

Bakalım bu tartışmaların sonucunda yüzyıllar sonra tekrar gündeme oturan 3. Richard’ın itibarı iade edilecek mi? Ben 3. Richard’ın sütten çıkmış bir ak kaşık olduğuna ikna olacağımı zannetmiyorum. Zaten 15. Yüzyıl monarşisinde bütün o taht kavgalarının ortasında hiç kimsenin bir “melek” olması da beklenemez herhalde.  Fakat, günahıyla sevabıyla 3. Richard bu günlerde sanki  Shakespeare’in onun için yazdığı meşhur açılış replikleriyle bize sesleniyor:

Şimdi hoşnutsuzluğumuzun kışıdır

Muhteşem yaz bu York güneşi tarafından ortaya çıkarılmıştır

Evimin üzerinden geçen bütün bulutlar

Okyanusun derin koynuna gömülmekte...

Ayşe Deniz

Odatv.com

0
Popüler Yazılar
Facebook Twitter Youtube Instagram