Nurzen Amuran sordu, CHP eski İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli yanıtladı: Merkez Bankası bu talimata uymasaydı...

Nurzen Amuran sordu, CHP eski İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli yanıtladı...

Nurzen Amuran - Geçtiğimiz hafta Perşembe günü Merkez Bankası Para Politikası Kurulunda bütün uyarılara rağmen 100 baz puanlık bir indirim kararı alındı.. İş Bankası Genel Müdürü, "Faizleri indirmek enflasyon ve kuru kendi kendine bırakmaktır” diyor. Resmi enflasyon yüzde 20’ye dayanırken Merkez Bankası’nın (TCMB) sert faiz indirimlerine gitmesinin öngörülemez sonuçları nelere yansıyacak, ekonomik krizin boyutları nerelere varacak, ekonomistler düşünmekten korkar hale geldi. Kamuoyu, yaşanan krizin çözümünün artık siyasi kararlara bağlı olduğunu açıkça seslendiriyor. Seçim sonrası iktidara hazırlanan muhalefet partileri kendi içlerinde sıkı bir çalışmaya girdi. İktidara geldiklerinde neler yapacaklarını planlamaya başladılar.. Bugünkü konuğumuz CHP Ekonomi Masasında görev alan 24.Dönem İzmir Milletvekili Sayın Rahmi Aşkın Türeli.

Sayın Türeli, CHP ekonomi masasında nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz? Saha araştırmaları da yapıyor musunuz, bilim insanlarıyla, meslek odaları ve sendikalarla kısacası sivil toplum örgütleriyle de ilişkileriniz oluyor mu? Ekonomik konjonktürü nasıl görüyorsunuz?

Rahmi Aşkın Türeli - CHP Ekonomi Masası olarak bir taraftan ekonomiyi yakından izliyor, sorun alanlarını tespit ediyor ve çözüm önerileri geliştiriyoruz. Diğer taraftan da Türkiye’yi il il geziyoruz. Son 1 yılda Türkiye genelinde 30 ili ziyaret ettik ve 25 bin kilometreden fazla yol yaptık. Gittiğimiz yerlerde ticaret ve sanayi odaları, esnaf odaları, ziraat odaları ve sivil toplum örgütleri ile toplantılar yapıyoruz. Esnaflarımızı dükkanlarında ziyaret ediyoruz. Sorunlarını onların ağzından dinliyor ve çözüm önerilerimizi paylaşıyoruz.

Ziyaretlerimizde özellikle pandemi döneminde, ülkedeki ekonomik sıkıntıların nasıl arttığını ve tahammül edilemez boyutlara geldiğini bizzat gözledik. Pandemi döneminde gerekli destek verilmediği için dükkanını kapatmak zorunda kalan esnafımızla, işini kaybeden vatandaşlarımızla, borcunu ödeyemediği için tarlasına, traktörüne haciz konulan çiftçilerimizle yaptığımız görüşmeler, önümüzdeki seçimde iktidarın değişeceğini bize tüm açıklığıyla gösterdi.

Özellikle Eylül ayından bu yana Merkez Bankası tarafından yapılan faiz indirimleri sonucunda hızla artan döviz kurları ve enflasyon, vatandaşlarımızın sorunlarını kat kat artırmış ve Türkiye’yi bir seçim ortamına sokmuştur.

Ekonomi Masası olarak iktidara geldiğimizde kısa, orta ve uzun dönemde uygulayacağımız ekonomi politikalarımız üzerinde yoğun bir şekilde çalışıyoruz.

Amuran – İktidar, bugün yaşananları bir ekonomik Kurtuluş savaşına benzetiyor. Bir algı yaratılmak isteniyor. Sizce neyin savaşı, kimlerle savaşılıyor?

Türeli - Türkiye’yi 19 yıldan beri yöneten, istediği kararları alan, istediği politikaları uygulayan bir iktidarın şimdi yaptığı yanlışlıkları ve Türkiye’yi getirdiği kriz ortamını açıklamak için her zaman yaptığı gibi bir düşman arayışına girmesini ve bir ekonomik kurtuluş savaşından bahsetmesini ülkede ciddiye alan kimse olduğunu düşünmüyorum.

19 yılda uyguladıkları ekonomik politikalarla ülkeyi yatırım ve üretimden uzaklaştıran, gelir dağılımını bozup geniş toplum kesimlerini yoksullaştıran, özelleştirmelerle vatandaşlarımızın vergileriyle kurulmuş olan kamu kurum ve kuruluşlarını yok pahasına yabancılara satan, kamu özel işbirliği modeliyle yapılan yatırımlara verilen döviz garantileriyle ülke kaynaklarını israf ederek bir avuç yandaşı zenginleştiren, ülkenin dış borcunu 3,5 kat artıran bir iktidarın ekonomik kurtuluş savaşından bahsetmesinin hiçbir kıymet-i harbiyesi yok.

Amuran - Gelelim bugün yaşadığımız ekonomik krize. Cumhurbaşkanı’nın ısrarla devam ettirdiği “Faiz sebeptir, enflasyon neticedir” değerlendirmesinin ekonominin bilinen kurallarının dışında bir değerlendirme olduğunu artık sokaktaki vatandaşımız da dile getiriyor. “Faiz belasını kaldıracağız. Bunu kabulleneceğiz, başka çıkışı olamaz,” ısrarının temel sebebi sizce nedir, yönetim neyin beklentisi içindedir? Ekonomi de bunun bizim bilmediğimiz bir karşılığı var mıdır?

Türeli - Öncelikle belirtmeliyim ki Cumhurbaşkanı’nın ısrarla savunduğu faiz sebep, enflasyon sonuçtur tezinin iktisat literatüründe yeri yoktur. Cumhurbaşkanı’nın sadece bu tezi savunmakla kalmayıp Merkez Bankası’nı bu doğrultuda hareket ederek faiz indirimine zorladığı bir ortamda da ekonomideki bütün dengeler bozulmuş ve ülke bugün içinde bulunduğumuz yüksek kur ve yüksek enflasyonun öncülük yaptığı bir kriz sürecine sürüklenmiştir.

Diğer taraftan, Merkez Bankası Başkanı’nın yaptığı bir açıklamada döviz kurlarındaki istikrarın cari işlemler açığı ile ilişkilendirildiği görülüyor. Buradan da döviz kurlarının yükselmesine izin vererek ihracatı artırmayı ve böylece bir taraftan cari işlemler açığını azaltırken diğer taraftan ekonomiyi canlandırmayı amaçladıkları anlaşılıyor.

Bununla birlikte Türkiye’nin üretim ve ihracat yapısının hammadde ve ara girdiler açısından ciddi ölçüde ithalata bağlı olduğunu düşündüğümüzde böyle bir etkinin gerçekleşmesi zor gözüküyor. Merkez Bankası’nın faizleri indirerek ekonomiyi canlandırma hedefi açısından bakıldığında, ihracat artışı ancak kısa vadede bir hareketlenme yaratacak olup ekonomide kalıcı ve sürdürülebilir bir büyüme yaratmaz. Tam tersine uygulanan bu yanlış politikalar sonucunda artan döviz kurları ve yükselen enflasyon oranları ekonomideki kaynak dağılımını bozarak büyümenin önünde önemli bir engel oluşturur.

Cari işlemler açığı Türkiye ekonomisinin yapısal bir problemi olup kısa dönemde değil, doğru politikalarla ve doğru tedbirle ancak orta-uzun vadede çözülebilecek bir problemdir. Ayrıca cari açığı azaltmanın Merkez Bankası’nın değil hükümetlerin görevi olduğunu da belirtmeliyiz.

Son olarak vurgulamak istediğim nokta, döviz kurlarındaki bu hızlı yükselişin ülkede yaşayan milyonlarca insanı yoksullaştırırken, elinde yüklü miktarda döviz bulunduran bir avuç insanı aşırı biçimde zenginleştirdiğidir.

Amuran - Geçen hafta Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun aldığı faiz indirim kararı öncesinde AKP’nin Grup toplantısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ne yapılması gerektiğiyle ilgili yönlendirici açıklamaları devam etmişti. Para Politikası Kurulu bu açıklamayla gelen “dolaylı” talimata uymasaydı ne olurdu? Görevden almalar dışında kararın getirdiği sonuçlar dövizin bu kadar yükselmesini engeller miydi? Ayrıca Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, “enflasyonda yükselişi arızi gördüklerini ve alan yarattığına inandıkları için indirimleri” yaptıklarını söylemişti. Yanıtınız?

Türeli - Sayın Amuran, Merkez Bankası bu talimata uymasaydı ne MB Başkanı ne de PPK üyeleri görevde kalabilirdi. Bunu da bir tahmin olarak değil son dönemdeki uygulamalara bakarak söylüyorum. Nitekim 2019 Temmuz ayından bu yana yani son 28 ay içinde 3 Merkez Bankası Başkanı görevden alındı, şu anda 4. Merkez Bankası Başkanı görev yapıyor. Merkez Bankası üst yönetiminde de bu dönemde birçok değişiklik oldu. Merkez Bankası Kanunu’na göre 4 yıl görev yapmak için atanan Merkez Bankası Başkanları’nın hiçbirinin görev sürelerinin tamamlayamadığı bir konjonktürde Merkez Bankası’nın bu talimatlara uymaması ne yazık ki beklenemez.

Diğer taraftan Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun enflasyonda yükselişi arızi gördüklerini ve alan yarattığına inandıkları için indirimleri yaptıkları ifadelerinin bugün ekonomimizin içinde bulunduğu durumu yansıtmadığı açıktır. Bu yüzden de bu sözleri ekonomik rasyonalite ile bir ilgisi olmayan, baskı sonucunda yaptıkları faiz indirimlerini savunmaya yönelik bir söylem olarak değerlendiriyorum.

Yine 5 gün önce Merkez Bankası tarafından yapılan yazılı bir açıklamada “Döviz kurları, serbest piyasa dinamiklerince arz ve talep koşullarınca belirlenmektedir. Merkez Bankası belli koşullar altında kalıcı yön amacı taşımadan sadece aşırı oynaklığa müdahale edebilmektedir” ifadesi yer almaktaydı. O zaman sormak lazım. Madem döviz kurları arz ve talebe göre belirleniyordu, Merkez Bankası’nın 128 milyar dolar rezervini neden sattınız? Neden Türkiye’yi şu anda negatif 35 milyar dolar rezerv ile karşı karşıya bıraktınız diye? Buna ilaveten de bu rezervlerin neden Merkez Bankası tarafından değil de Hazine üzerinde kamu bankaları eliyle satıldığını, kimlere satıldığını, hangi kurlar üzerinden satıldığını, oluşan kamu zararının ne kadar olduğunu sormak lazım. İktidar olduğumuzda bu 128 milyar doların hesabını elbette soracağız.

Amuran - Giderek artan gıda enflasyonu ve hızla yükselen kiralar, dar ve sabit gelirlilerin belini büken en önemli sorunlar. Sadece dar ve sabit gelirliler değil, orta gelirli gruplar da yüksek enflasyondan olumsuz etkileniyor. Artan kurlar nedeniyle ülke varlıklarının giderek eridiği de bir gerçek. Sizce enflasyon artmaya devam edecek mi? Eğer bugün benimsenen siyasi tercihler devam ederse enflasyonun yüzde 20’nin altına inmesi, hayal mi?

Türeli - Resmî rakamlar enflasyona yüzde 20 diyor ama insanların sokakta, çarşıda pazarda karşılaştığı enflasyon çok daha yüksek. Bu yüzden de TÜİK’in açıkladığı rakamlara kimse inanmıyor.

Diğer taraftan tüketici fiyatları ile üretici fiyatları arasındaki makasın açılmış olması enflasyonun daha da yükseleceğine işaret ediyor. Nitekim tüketici fiyatlarındaki artış yüzde 20 iken üretici fiyatlarındaki artışın yüzde 46 seviyesinde olması, üreticilerin maliyetlerindeki artışların henüz tüketiciye yeterince yansımamış olduğunu gösteriyor. Bu maliyet artışı tüketiciye yansıtılmadığında üreticilerin ayakta kalamayacağı, iflas edeceği bir konjonktürde tüketici enflasyonun yükselmeye devam edeceği açıktır.

Öte yandan, döviz kurlarındaki hızlı artış yurtdışından ithal edilen malların fiyatlarını TL cinsinden artırdığı için enflasyonu yükseltmektedir. Türkiye’nin ihracat yapmak için ithalat yapmak zorunda olan bir ekonomik yapıya sahip olduğu hepimizin malumudur. Bu çerçevede hem enerjiyi, hem hammadde ve ara girdileri, hem de tüketim mallarını ithal eden bir ekonomide fiyatların hızla yükseleceği kesindir.

Buna ilaveten hükümet kanadından ve Merkez Bankası tarafından yapılan açıklamalarda Aralık ayında da Merkez Bankası’nın faiz indirimlerine devam edileceğinin sinyali verilmektedir. Bu da döviz kurlarını yükselterek enflasyonu yukarıya taşıyacaktır.

Özet olarak, gerek enflasyon eğilimindeki yukarı yönlü artış, gerekse döviz kurlarındaki hızlı yükseliş, enflasyonun daha da yukarı seviyelere tırmanacağını tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır.

Diğer taraftan, vatandaşlarımızın günlük hayatında kullandığı tüm malların fiyatlarının aşırı bir artış içinde olması sonucunda reel ücretler düşmekte, yoksullaşma artmaktadır. Bu durum öncelikle dar gelirli ve sabit gelirli kesimin durumunu daha da kötüleştirmektedir. Zaten maaş ve ücretlerini yıl başında hükümetin hiç tutmayan enflasyon hedefine göre alan memur, işçi ve emeklinin parası pul olmuştur.

Bununla birlikte, sadece dar gelirli kesimin değil, toplumun bir avuç azınlık dışında tüm kesimlerinin içinde bulunduğumuz belirsizlik ortamında ve yüksek kur-yüksek enflasyon sarmalında kaybettiği, gelir dağılımının bozulduğu, ekonominin üretim yapısının tahrip olduğu bir konjonktürde ekonomide dengelerin daha da bozulacağı açıktır. Hükümetin uyguladığı bu yanlış politikalara devam edildiği takdirde şu anda yaşadığımız kur krizinin bir finansal krize ve sonrasında da bir reel krize dönüşme olasılığını yüksek görüyorum.

Amuran - 3600 ek göstergenin verilmesi konusunda çalışmalar yapıldığı, asgari ücrete yüksek oranlı zamlar yapılacağı, ücretlilerin vergi oranlarında indirim olacağı vaatleri var. Oysa Yılbaşında vergilerde, piyasada büyük zamlar bekleniyor. Asgari ücrete yapılacak zamlarla birlikte enflasyon da artacak ve ücretli ancak birkaç ay rahatlayacak değil mi?

Türeli - Enflasyonun bu kadar yükseldiği ortamda ücretli kesimlerin satın alma güçlerinde ciddi bir azalış var ve bu durum ciddi bir yoksullaşmaya neden oluyor. Asgari ücrete zam yapılması ve asgari ücretin vergi dışı bırakılması, belli meslek gruplarına 3600 ek gösterge verilmesi, vergi dilimlerinin ücretli kesimi gözetecek şekilde yeniden belirlenerek genişletilmesi bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak uzun zamandır ısrarla savunduğumuz öneriler olup bu önerilerimizin derhal hayata geçirilmesini destekliyoruz.

Diğer taraftan sizin de belirttiğiniz üzere gerek vergilerdeki artış ve zamlar, gerekse enflasyonun hızlı artışı bu ücret artışlarını bir süre sonra etkisiz hale getirecek. Bakın 2022 yılında yeniden değerleme oranı yüzde 36,2 oldu. 2021 yılında yeniden değerleme oranı yüzde 9,11’di. Yurtiçi üretici fiyatlarının yıllık ortalama değişim rakamı olan yeniden değerleme oranı 2022 yılında bazı vergi türlerinde, harçlarda ve cezalarda artış oranını belirlemektedir. Eğer Cumhurbaşkanı kendisine tanınmış olan yeniden değerleme oranını yüzde 50 indirme yetkisini kullanmazsa vatandaşlarımızın 2022 yılında çok yüksek artışlarla karşı karşıya kalacağı açıktır.

Öte yandan asgari ücrete yılbaşında yapılacak yüksek oranlı artış, sizin de belirttiğiniz üzere, artan vergilerle ve zamlarla kısa bir süre içinde etkisini kaybedecek ve asgari ücretlinin reel gelirleri azalacaktır.

Bu yüzden de CHP olarak iktidarımızda bir taraftan ekonomiyi iyi yöneterek dengeleri yeniden sağlamayı, diğer taraftan da gelir dağılımını düzeltecek ve yoksulluğu ortadan kaldıracak politikaları hızlı bir biçimde hayata geçirmeyi hedefliyoruz.

Amuran - Doğalgaz da hane halkına zam yapılmadı algısı yerleştirilmeye çalışılıyor. Sanayicilere yüzde 48.4, elektrik üreticilerine yüzde 46.8 zam geldi. Maliyetin artması nedeniyle bu zamlar tüketicilere doğal olarak yansıyacak. Sanayiciler geleceği göremedikleri için, değil yeni yatırımlara girmek mevcut kapasiteyi düşürmeye çalışıyorlar. Özvarlıklarında azalmalardan söz ediyorlar. CHP olarak halkın nabzını tutuyorsunuz. Size yansıyan en büyük kaygıları nedir?

Türeli - Ekonomide oluşan bu belirsizlik ve güvensizlik ortamı sanayicilerin en büyük sıkıntılarından birini oluşturuyor. CHP Ekonomi Masası olarak yakın zamanda yapmış olduğumuz bir Organize Sanayi Bölgesi ziyaretinde sanayiciler samimi olarak daha önceki krizlerin aksine bu krizde önlerini göremediklerini ve geleceğe ilişkin bir öngörüde bulunamadıklarını ifade ettiler. Bu çok ciddi bir sorun.

Diğer taraftan, dünyada emtia fiyatlarının yükselme trendinde olduğu bir konjonktürde Merkez Bankası’nın yaptığı faiz indirimleri sonucunda döviz kurlarındaki hızlı yükseliş sanayicilerin maliyetlerini ciddi bir biçimde artırdı. Sanayicinin maliyetlerindeki bu artışı ürettiği malların fiyatlarına nasıl yansıtacağı, ihracata yönelik firmaları kısmen dışarıda tutarsak, iç pazarda sınırlı talep artışı olacağı öngörüsü altında önemli bir sorun olarak gözüküyor. Özellikle yurt dışından hammadde ve ara mallarını ithal eden, ama ürettiği ürünleri daha çok iç pazara sunan firmaları ciddi sıkıntıya sokacak.

Böyle bir konjonktürde faiz indirimleri yaparak ekonomiyi canlandırmak gerçekçi ve sonuç alıcı bir politika olarak gözükmüyor. Merkez Bankası faiz oranlarını çok daha aşağılara çekse bile böyle bir ekonomik ortamda hiçbir sanayicinin yeni yatırımlar yapma eğilimi içinde olmayacağı açıktır.

Amuran – Bütün bu olanlardan sonra, Orta Vadeli Program ve Bütçe, hükmünü yitirdi mi sizce?

Türeli - Sayın Amuran, Eylül başında yayımlanan 2022-2024 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Program ve buna dayalı olarak hazırlanan ve bugünlerde TBMM’de görüşülen 2022 Yılı Bütçesi, Merkez Bankası’nın faiz indirme politikası sonrasında ekonomide son aylarda yaşanan çalkantılar, artan döviz kurları ve enflasyon oranları nedeniyle geçerliliğini ve inanılırlığını büyük ölçüde yitirmiştir.

Nitekim, Orta Vadeli Program (OVP) döneminin 2022-2024 olduğu düşünüldüğünde daha 2022 yılına girilmeden OVP’nin hedefleri kadük olmuştur. 2022 yılında enflasyon hedefi olan yüzde 9,8 oranının temel amacı TL’nin değerini korumak olan ve bu kapsamda enflasyon hedeflemesi uygulayan Merkez Bankası tarafından ulaşılamaz hale getirilmesi ilginçtir. Yine aynı şekilde 2022 yılı dolar kuru ortalaması 9.27 olarak belirlenirken, bu rakam çoktan aşılmıştır. Hatta 2024 yılı dolar kuru ortalamasının 10.27 olduğu düşünüldüğünde daha şimdiden 12 liraların üstünde bir patikaya yerleşen dolar kurunun çok daha yüksek seviyelere çıkacağı açıktır.

Bu çerçevede, gerçekçi olmayan ekonomik değişkenler üzerine kurulu Orta Vadeli Program ve Bütçe, zeminini kaybetmiştir. Özellikle enflasyon hedefi üzerinden şekillenecek olan bütçe gelir ve harcamalarının büyük ölçüde sapacak olması ve bu durumun ekonomideki diğer değişkenleri değiştirecek olması, programın kredibilitesini yok etmiştir. Bu çerçevede önümüzdeki dönemde ekonomideki karar alıcılara yol göstermesi mümkün değildir.

Amuran - Esfender Korkmaz Yeni Çağ’daki köşesinde, Türkiye'de Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) sözleşmeleri için, çok isabetli bir yorum yapmıştı. “Bunlar vesayet sözleşmesidir. KÖİ modelinde kâr müteahhidin, zarar halkındır” demişti. Gerçekten de Kamu-Özel işbirliği yoluyla dolar üstünden talep garantisi alan müteahhitler kur arttıkça zenginleşiyor.. Kamu-özel işbirliği anlaşmaları nedeniyle kaynak kaybı çok yüksek oranda. Bu kaynakların yeniden bütçeye aktarılması olanağı hangi koşullarda mümkün? İlgili şirketlerin Uluslararası tahkime gidememesi için hangi koşulların olması gerekiyor?

Türeli - Ülkemizde 1986 yılında başlayan kamu özel işbirliği (KÖİ) projeleri 2010’lu yıllarda artarak devam etmiştir. Öncelikle ulaştırma ve enerji alanlarında yoğunlaşan yap işlet devret ve yap işlet modelleri, sonrasında da şehir hastaneleriyle yap kirala devret modeli uygulanmaya başlanmıştır. KÖİ modeli ile yapılan yatırımların tutarı çok ciddi bir büyüklüğe ulaşmış durumdadır. Nitekim 2021 yılının Ağustos ayı itibarıyla kamu özel işbirliğiyle yapılan yatırımların sayısı 257’ye ulaşmış olup, sözleşme değeri 170 milyar dolardır.

Kamu özel ortaklık modelinde ciddi sıkıntılar bulunmaktadır. Bu model ile yapılan yatırımların fizibilitelerinde, imzalanan sözleşmelerinde, verilen garantilerinde büyük yanlışlıkların ve hataların yapıldığı uygulamalarda açıkça ortaya çıkmaktadır.

Kamu özel işbirliği projeleri devlet için tam bir kara delik olmuştur. Bakın 2022 yılında bütçeden şehir hastanelerine hizmet sunumu için 7,4 milyar TL, kullanım bedeli olarak 14,1 milyar TL, ulaştırma projelerine ilişkin garanti ödemeleri için 20,9 milyar TL olmak üzere toplamda 42,4 milyar TL’lik garanti ödemesi yapılması öngörülmüştür. Bütçe hazırlanırken öngörülen kur seviyesi yükseldikçe ödenecek miktar daha da artacaktır.

Hizmet bedellerinin döviz cinsinden belirlenmiş olması da hizmetten yararlanan vatandaşların ödedikleri bedeli ciddi biçimde yükseltmektedir.

Bu yapı sürdürülebilir değildir. Bu çerçevede, iktidar olduğumuzda bu konu üzerinde ayrıntılı olarak çalışacak ve sözleşme koşullarının yeniden görüşülmesinden, KÖİ modeli ile yapılan projeler için yapılacak ödemelerin TL’ye dönüştürülmesine, projelerin kamuya devredilmesine kadar birçok seçeneği değerlendirecek ve ilgili firmalarla konuşarak ve anlaşarak bu sorunu çözeceğiz. İzleyen yıllarda da KÖİ modeli uygulamasına son verecek ve altyapı yatırımlarını kamu eliyle yapacağız.

Amuran - Yalnız sanayi kesimini değil, yükselen döviz kuru tarım kesimini de bunalttı. İthal tohum gübre zirai ilaçlar ve yemlerin yanında enerji zamları üreticinin icra dosyalarını artırdı. Borçlarını ödeyemez hale geldiler. Tarlalarını boş bırakmayı tercih edenler oldu. Tarım kesimine verilen destekler neden yeterli değil, bu bir siyasi tercih mi, öncelikleri tarım değil mi?

Türeli - Sayın Amuran, dünyada yaşanan küresel ısınma ve iklim krizinin gıda sektörünü stratejik bir sektör haline getirdiği bir konjonktürde ülkemizde tarım kesiminin ihmal edilmesini anlamak mümkün değildir. AKP hükümetleri döneminde tarım kesiminin kendi haline terk edilmesi sonucunda Türkiye hububattan, bakliyata, yağlı tohumlardan ete kadar hemen tüm ürünlerde ithalatçı konumuna gelmiştir. Girdi maliyetleri katlanan, ürünü para etmeyen ve devletten gerekli desteği alamayan tarım kesiminde başka türlüsünün olması da mümkün değildir.

Pandemi dönemi tarım kesiminde yaşanan sıkıntıları artırmıştır. Mazota, gübreye, zirai ilaca gelen zamlar yüzünden girdi maliyetleri katlanan, ürünü ise para etmeyen çiftçi borç yükü altında ezilmiş durumdadır. Borçları yüzünden üretim araçları olan tarlasına, traktörüne, ineğine haciz konmuştur. Son aylarda da döviz kurundaki hızlı artış sonucunda girdi fiyatlarının astronomik biçimde artması sorunun boyutlarını katlanılamaz noktalara taşımıştır. Böylesine stratejik bir sektörün AKP döneminde sahipsiz bırakılması ve AKP hükümetlerinin kendi çıkardıkları yasanın hükümlerine bile uymamaları, tarımın içinde bulunduğu durumun vahametini artırmaktadır. Nitekim AKP’nin 2006 yılında çıkarttığı 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 21 inci maddesi, her yıl GSMH’nın en az yüzde 1’inin tarımsal desteklemelere ayrılacağını hükme bağlamaktadır. Bununla birlikte, tarımsal destekleme ödemelerinin milli gelir içindeki payı 2007-2020 döneminde ortalama binde 4,5 olarak gerçekleşmiştir. Tarımsal destekleme ödemelerinin milli gelir içindeki payının 2021 yılında binde 3,5, 2022 yılında ise binde 3,3 olarak belirlenmesi ülkemizin içinde bulunduğu kriz koşullarında tarım kesiminin ihmalinin nasıl uç noktalara vardırıldığını tüm açıklığıyla göstermektedir.

CHP iktidarında tarımı yeniden ayağa kaldırmak hedefimiz doğrultusunda tarımda üretim planlaması yapılması, çiftçinin girdilerinin üzerindeki vergi yükünün azaltılması, tarımsal destekleme fiyatlarının yüksek oranda belirlenmesi, tarımsal destekleme ödemelerinin milli gelirin yüzde 1’ine çıkartılması CHP olarak önceliklerimiz olacaktır.

Amuran - Uzmanlar, “iktidarın para basmaktan çekinmeyeceğini, bunun da yüksek enflasyon-yüksek kur sarmalının iyice pekişmesine neden olacağını” belirtiyorlar. Çözümün yeni bir iktidar ve yeni bir istikrar programıyla sağlanacağını vurguluyorlar. “Sosyal devleti öne çıkaran, hazırlayacağı programa uluslararası destek sağlayıp kaynak sorununu çözmeyi beceren bir iktidar gerekiyor” deniliyor. Nasıl bir reform paketi düşünüyorsunuz?

Türeli – Hedefimiz, Türkiye’nin acilen ihtiyacı olan, ülkedeki güven ve istikrar ortamını yeniden oluşturmaktır. Bu çerçevede başta Merkez Bankası olmak üzere kurumlara itibarını yeniden kazandırmak, kurumların yasalarla kendilerine verilmiş görevleri serbestçe yapmalarını sağlamak, liyakatli ve tecrübeli kadroları yeniden işbaşına getirmek önceliğimiz olacaktır. Bunun sonucunda ekonomideki belirsizlikler ortadan kalkacak, ekonomideki karar alıcıların önlerini görebildikleri, öngörülebilir bir ekonomik ortam sağlanacaktır.

Diğer taraftan, yurtdışından borçlanmaya dayalı, kaynakların verimsiz alanlara aktarılmasına ve israfa dayanan bu ekonomik modeli değiştirecek, yatırıma, üretime, istihdama öncelik veren bir ekonomik modeli uygulamaya koyacağız. Bu çerçevede, yüksek katma değerli üretime dayalı, teknoloji yoğunluğunu artıran, nitelikli işgücünün olduğu ve kayıt dışılığın ortadan kaldırıldığı sağlıklı ve sürdürülebilir bir ekonomik yapıyı tesis edeceğiz. Bunun yanı sıra sosyal devleti öne çıkararak ülkede yaratılan milli geliri daha adaletli paylaştıracak, yoksulluğu ortadan kaldıracağız.

Amuran – İktidar temsilcileri “Erken seçim gündemimizde yok” diyorlar. Erken seçim siyasi iktidar açısından da kurtuluş yolu değil midir? Eğer erken seçim olursa ekonominin rahatlaması uzun yılları alır mı yoksa kısa bir sürede sorunlar çözülür mü? Çözümler neye bağlı?

Türeli - İktidar ne derse desin Türkiye bir erken seçim konjonktürüne girmiştir. Bu seçimde de Türkiye’de iktidar değişecektir. Bunu sadece bir temenni olarak değil, gördüklerimiz ve yaşadıklarımıza dayanarak söylüyorum. Seçim sonrası oluşacak yapıda yapacağımız ilk iş, ülkede güven ve istikrarı yeniden sağlamak, ekonomide rasyonel karar süreçlerini oluşturmak ve bu çerçevede kurumlara itibar kazandıran ve liyakatli kadroları iş başına getiren bir ekonomi yönetimini oluşturmak olacaktır.

Türkiye büyük ve güçlü bir ülkedir ve yaşanan sıkıntıları ve krizleri aşacak potansiyele sahiptir. CHP olarak Türkiye’nin sorunlarını ve bu sorunları nasıl çözeceğimizi biliyoruz. Kısa bir sürede Türkiye’yi yeniden düzlüğe çıkaracağız ve geleceğin Türkiye’sini hep birlikte, demokrasi içinde ve ortak akılla inşa edeceğiz.

Amuran – Umutlar verdiniz. Erkenle seçimle birlikte bir an önce parlamenter sisteme geçerek, hukukta ekonomide sağlıkta eğitimde dediğiniz gibi yeniden güven artırıcı uygulamaları devreye sokarak, yönetim krizinin sonlandırılması en büyük beklentimiz. Çok teşekkürler.

Türeli – Ben teşekkür ederim.

Nurzen Amuran

Odatv.com

merkez bankası