Nihat Genç yazdı: İktidarın bir iki yıl kadar yaşama şansı yoktur

Nihat Genç yazdı

Suriye savaşının maddi bedeli ne kadardır?

Korkunç ölü sayıları ve yollara düşen milyonların dramı ve şoku, bu savaşın Türk Devleti’ne maliyeti ne oldu sorusunu ikinci plana attı.

Ülkemizden ev satın alacak yabancılara vatandaşlık verilmesi bu savaşın maliyetinin ekonomide kapanmayacak büyük bir delik açtığını gösteriyor, pek yakında zengin Arapları, mesela Trabzon’da ‘emlakçılık’ yaparken göreceğiz, ama asıl maliyet, bu soruları soracak gazeteci ve yazarların ortalıkta kalmayışı.

Modern çağlarda insan hakları yurttaş hakları kadın hakları vs. haklar alanında insanlık büyük sosyal devrimler gerçekleştirdi, ancak, aynı dönemde, silahlar teknolojik olarak daha fazla gelişti. Füzeler, istihbarat, izlenme, fişleme, üsler, daha çok yaygınlaştı. Ve sonunda ağır silahların çok yaygın pervasızca kullanılması uygarlığı tehdit eder hale geldi.

Diyelim aynı şekilde askerlik sürelerinin kısaltılmasının da hiç faydası olmadı, çünkü silah teknolojisi askerliğin yerini fazlasıyla doldurdu.

Askeri yenilgilerin maliyetleri de tarihte görülmemiş şekilde büyüdü.

LİBYA ÖRNEĞİ YENİ İŞGAL VE DİRENİŞ SAVAŞLARININ TİPİK ÖRNEĞİ

Soğuk savaş yıllarına kadar bir ülke yenilip teslim alındığında, ya kukla hükümet kuruluyor ya geçici komiserlik ve bir süre sonra yerli güçler isyan edip tekrar idareyi ele alıyordu. Tipik bir örnek olarak Cezayir, Fransız işgaline girdi, yüzelli yıl sonra yerli güçler ağır maliyetler ödeyerek Cezayir’i Fransızlardan geri aldı, sonra, ülke içindeki siyasetler birbirlerini devirip birbirleriyle çekişerek ve kanlı iç savaşlara sürüklenmek pahasına bir şekilde ülkeyi bölünmeden kurtarabildiler.

Cezayir örneğinin tıpkısı Latin Amerika’dan Uzak Doğu’ya Afrika’ya yüzlerce bağımsızlık savaşında birbirine benzer şekilde yaşanmıştır.

Bu ‘tarihin’ sonuna geldik işgal ve direniş savaşları huy ve şekil değiştirdi.

Libya örneği yeni işgal ve direniş savaşlarının tipik örneği, ülkede sadece diktatörlük yıkılmadı ülke sadece işgal edilmedi, ülke, onlarca yıl sürecek iç çatışma kaosuna sürüklendi, Afganistan, Suriye ve Irak aynısı.Ne işgal işgale ne direniş direnişe benziyor, soğuk savaştan sonra tarih başka tür dönmeye başladı.

Yabancı güçlere teslim olmak dahi yetmiyor. Yenilgiyi kabul etmek de yetmiyor. İşgal yerini bir kukla hükümete bırakmıyor, işgal artık, sonsuza kadar sürecek bir ‘kargaşa’ bırakıyor. Asayişin devlet kontrolünün gücü yetmediği büyük siyasi boşluklar ve bu büyük siyasi boşluklarda mezhepler ve etnik yapılar silahlanarak sonsuza kadar intikamla birbirini boğazlamaya çalışıyor.

Ve mezhep ve etnik yapıların silahlanmasıyla iç çatışmalar kendi içinde zincirleme patlayarak çoğalarak artık hangi bölgenin hangi siyasi yapının kontrolünde olduğu bilinmez kaosa sürükleniyor.

Bu yüzden artık savaşlarda ‘zafer’ de yok. Güneydoğu’da biter İstanbul Vezneciler’de sürer, Afganistan’da biter Orlanda’da da devam eder.

Artık savaşın durduğu bittiği bir tarih de yok. Birbirine kabul edilmez bir dehşetle sonsuza kadar zarar vermeye odaklanmış yapılar var.

Artık büyük devletlerin soğuk savaş yıllarında o sözü çok edilen nükleer güçlerinin ‘caydırıcılığı da’ yok.

BÜTÜN KARINCALARI ÖLDÜRMEK MÜMKÜN MÜ

Dünyada savaşı dehşet dengesini önleyelim diye büyük devletlerin elli yıldır aralarında nükleer başlıkların sayısını azaltalım diplomasinin artık hiçbir hükmü yok.

Caydırıcılık artık sokaklarda patlayan korkunç intihar bombacıların insafında.

Artık çıldırmış intihar bombacısı caydırıcı nükleer bombanın karşısında dengeleri çoktan değiştirdi.

Batılı savaşların o ünlü ‘şok’u da yer değiştirdi.

Mesela Irak’a saldıran ABD naklen yayınla kasıtla şok savaş görüntüleri yayınladı, bu şok’un ezici sindirici psikolojik etkilerinden yararlanmak istedi. Bu şok da artık el değiştirdi. Bir gece kulübünde yüz insan dans ederken öldürülebiliyor.

Büyük güçlerin orta-doğulu devletleri imha tehdidi yürürlüğe girdi ancak uygar dünya aslında neyin imha edilmekte olduğunun dehşetini yeni yeni yaşıyor.

Dünyanın her denizinde üsler ve her bölgesinde cephanelikler ve savaş güçleri ve istihbarat ağları ve kuklalaştırılmış yönetimler de artık işe yaramıyor.

Çünkü batının bütün sokak ve caddelerini intihar savaşçıları doldurmuş korumak huzur asayiş bugünkü teknolojiyle mümkün görünmüyor, her sokak bir patlamayla anında savaş cephesine dönüşebiliyor, cepheler çoktan değişti.

Amerika ve batılı güçler çok gayret ettiği halde Afganistan’ı Irak’ı Libya’yı yıkımı büyük ölçüde başarılı olmasına rağmen ‘garantili bir şekilde yıkamamıştır’, teknolojik silahları test etmek için ortaokulda sorduğumuz soruyu bir daha soruyoruz, bütün karıncaları öldürmek mümkün mü?

Hatta tarihten sildikleri arazilerde bugün görüşme yapabilecekleri diplomasi başlatabilecekleri kimseciklerin kalmamış olmasıyla yıkım imha ekiplerinin kendileri o yok edici silahlarıyla başbaşa boşluğa düşmüştür.

İşte bu durum, orantısız savaşların teknolojik silahlarla getirildiği boyutları gösterir.

MAĞLUP ETTİM DEMENİZ DE ‘ZAFERİ’ DE GETİRMİYOR

Henüz otuz yıl öncesine kadar hatta hala kısmen tartışılıyor, NATO ve Sovyetler nükleer başlıklı bombaların sayısını karşılıklı indirerek dünyamız için bir yumuşama arıyordu, kısmen sağlandı da.

Ancak bugün başka bir dünyaya doğduk, nükleer başlıkların dışında dünyaya bambaşka bir ‘dehşet’ salındı.

Artık dünyayı felakete sürükleyen nükleer başlıklar değil intihar bombacıları.

İntihar bombacıları devlet dışı oluşumlar, ikna edeceğin masaya oturtacağın gizlice el altından görüşme yapabileceğin kimsecikleri de bulamıyorsun, yarattığınız şeytan avuçlarınızdan kaçtı ve dünyanın bütün sokaklarında Azrailler hükmünü çoluk çocuk demeden sürdürüyor.

Nükleer bombalar batının bilimsel başarılarının sonucuydu, ancak başarı için tarih henüz kararını vermedi, intihar bombacıları da aynı bilimsel denilen başarının sonuçları, teknolojik silahlar bilimsel başarı mı uygarlığın hüsranı mı, yeniden düşünün!

Ve en önemlisi soğuk savaş yıllarında batılı güçlerin büyük insanlık ve uluslar arası kurumları vardı, Rusyası Çin’i İngiliz’i bir şekilde bir masa etrafında toplanıyor, al aşağı ver yukarı tartışabiliyordu. Bu kurumların varlığı da siyasi süreçleri bir nebze besliyordu, artık bu büyük masa da ortada görülmüyor, teknolojik silahlarına pervasızca güvenenler dünya devi olacağım derken bu silahlarına aptalca güvenle dünyanın rezili oldular, kendi sokaklarında ölenlerin sayısı bombaladıkları ülkelerde ölen asker sayılarından daha çok.

Şimdi, yeni bir siyasal süreç üretecek kurumlar da yok, üstüne, batıyı akıllandıracak yepyeni bir siyasi arayış da yok, doğu topraklarındaki bu amansız imha silahlarını sorgulayacak akademisyenler medyası da kimsecikler de yok.

Oysa gerçek şu, Batı Doğu'yu ağır silahlarla terbiye etmeyi sürdürdükçe aslında kendi sokaklarını hatta uygarlığını tehlikeye atıyor.

Ve bu karşılıklı intihardan bu gözü dönmüş nefret ve kontrolsüz intikam savaşından dünyayı koruyacak etkisiz insan hakları kurumları dışında hiç kimse yok, barışçısı, sol teorisyeni, aktivisti, filozofu, akıl verecek yol gösterecek yeni bir kapı aralayacak kimsecikler yok.

Artık bütün sınırlar bütün sokaklar bütün uluslar arası andlaşmalar bütün çocuklarımız bütün kalabalık yerler bu intikam savaşlarının ağır trajik maliyetlerini ödemek için sırasını bekliyor, Ankara Paris New York fark etmiyor.

Amerika ya da Ankara’nın savaş hasarı Afgan dağlarından ya da Suriye’den daha az olmayacak!

Artık en aptalımız dahi korkuyla batının bilimsel teknolojik kapasitesinin insanlığa bir hayır getirmeyeceğini yavaş yavaş öğreniyor, aksine, en aptalımız dahi, gözü kararmış yeminli intihar bombacılarının kapasitelerini merak ediyoruz.

Dünyamızda son on yılda çok şey köklü olarak değişmiştir, değişen şeyler şunlardır, savaş, işgal, yenilgi, imha, yıkım, direniş, cepheler, asayiş, istihbarat, kaos, artık tarihin bildiği, savaş, işgal, yenilgi, imha, yıkım, direniş, cepheler, asayiş, teknoloji, istihbarat, kaos, belirsizlik değildir, tarihi inşa eden bu en temel kavramların hepsi köklü şekilde anlamlarını kaybetmiştir.

Artık yenildim teslim oldum deyip teslim bayrağı çekmeniz dahi savaşın kaosun sona ermesi için kafi gelmiyor.

Artık imha ettim yıktım bitirdim sonunu getirdim ortadan kaldırdım bütün güçleri mağlup ettim demeniz de ‘zaferi’ de getirmiyor.

Artık savaşın maliyetini hasarın büyüklüğünü de hesap edemiyorsunuz.

Artık bu savaşın galibiyet işini bitirdim zafer toprak ve diplomatik üstünlüklerinin de faydaları nedir bilemiyorsunuz?

Tarihin ve siyasetinin bu en temel kavramlar anlamlarını yitirdiğine göre yepyeni bir dünya kuruldu.

Bu yepyeni dünyayı dünden bugüne öngörebilecek bir analizci siyasetçi yorumcu akademisyen ve yazarın da varlığına şahit olamadık.

Ne diyordu bu uluslar arası kalemler, medeniyet savaşı, petrol havzaları, haçlı seferleri, köktenci İslam, ılımlı İslam, haritaların yeniden çizilmesi, vs. bir sürü öngörü de bulundular, ama, sonuç, hiç biri bu kaos ortamının uygarlığı ve en temel insan hakları ve yaşam haklarını kökünden tehdit edecek bir yere savrulacağını tahmin edemedi.

O halde biz, bildiklerimizden gidelim, bu kaos ortamını hazırlayan mezheplerin ve etnik yapıların silahlandırılması ve ulus devletlerin ipinin çekilmesidir.

Artık bir ulus, bir devlet ve ulus olarak yaşamak istiyorsa, mezheplere ve etnik yapıların silahlanmasına asla izin vermemeli, eğitimini, medyasını, akademisini bu amansız gerçek üzerine konuşlandırmalı, bu yeni dünyanın kaosuna karşı elinizde başka bir siyasi imkan yoktur ya da ortalıkta henüz görünmüyor.

Şimdi ülkemizdeki aklı evvellere ve insanlığa büyük sorumuzu bir daha soralım, mezhep ve etnik yapıların silahlandırılmasına göz yummanın özgürlükle ne tür bir alakası vardır!

Bir ulus her etnik köken her mezhep her cins insanın yaşadığı topluluktur, bu toplulukların nasıl infilak ettiğini nasıl birbirleriyle sonsuza kadar intikam savaşına girdiği, batının savaş makineleriyle nasıl işbirliğine girdiği işte hergünün manşetlerindedir.

İKTİDARIN BİR İKİ YIL KADAR YAŞAMA ŞANSI YOKTUR

Bu YENİ DÜNYA, herkesin yurttaş olup siyasi sosyal haklardan eşit şekilde faydalanması dışında şimdilik başka bir dünyanın olmadığını gözümüzün ta içine sokuyor.

Mezhepler ve etnik yapıların silahlanması sadece artık bir ulusun dahi değil komşularıyla birlikte ‘infilak’ ettirilmesi, sonsuz intikam sonsuz nefret sonsuz dehşet görüntülerinin ortaya çıkması.

İşte bu amansız korkularla Avrupa ülkeleri korumacı göçmen karşıtı aşırı sağcı partilerin eline çoktan geçti.

Bu amansız korkular ve dehşet şüphe yok Türkiye siyasetini de kökünden dönüştürdü, artık ileri demokrasiden AB’ye girmekten, insan haklarından, bağımsız medyadan bahsetmek çoktandır ‘lüks’ görülmeye, hatta kim haklardan söz ediyorsa ‘suçlu’ hatta gayrimeşru, piç, kafir ilan edilmeye başlandı, bile, bu daha ne ki, dahası da geliyor.

Amerika ve Rusya’da başkanlık devir törenlerinde şahit olursunuz, yeni başkana gizemli bir çanta teslim edilirdi, nükleer bilgilerin çantası. Gerçekte bu çanta teslimi sembolük anlam taşır.

Yani nükleer çanta kimin elindeyse artık resmi başkan o…

Ülkemizde iktidarda Tayyip Erdoğan ve partisi olması amansız gerçeği değiştirmiyor, çünkü, ‘nükleer çanta’ artık askerin elindedir.

Nükleer çantada şunlar yazıyor, AKP dahil hiç kimse artık etnik silahlı yapıyla hiçbir şekilde hiçbir gerekçe ve şartla bir daha masaya oturamaz, tartışamaz.

Nükleer çantada bir de şunlar yazıyor: etnik silahlı yapıya tölerans gösteren hiçbir siyasetçi yazar gazeteci fikir özgürlüğünü bahane ederek ekranlarda konuşamaz gazetelerde yazamaz…

Nükleer çantada asıl Türkiye siyasetini ilgilendiren başlık ise:astığım astık tek güç benim diyen AKP’nin artık yanında değil, üstünde ve tepesinde ordu var.

Ordu operasyonlardan sonra ne iş yapar huyu suyu nedir vallahi de billahi de ben de bilmiyorum.

Bildiğim şu:

Ne hızlı dönüyor dünya değil mi, kuş misali.

Ve artık şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, Suriye ya da Rusya ile ilişkileri düzeltmemiş bir iktidarın bir iki yıl kadar dahi yaşama şansı yoktur.

Nihat Genç

Odatv.com

Nihat Genç yazdı: İktidarın bir iki yıl kadar yaşama şansı yoktur - Resim : 1

iktidar nihat genç arşiv