Gitme dur, daha şimdiden deliler gibi özledik

28.01.2013

Kabinede  yapılan revizyon çerçevesinde İdris Naim Şahin İçişleri Bakanlığı görevinden alındı ve yerine Muammer Güler getirildi. İdris Naim Şahin bakanlık yaptığı süre içerisinde (Devir teslim konuşmasını yaparken bellirttiğine göre tam 18 ay 20 gün) oldukça renkli bir portre çizdiği,  gerek yaptığı gaflar gerek devirdiği çamlar ile sık sık gündemin tam ortasına oturduğu, sosyal medyayı günlerce kendisinden konuşturduğu, karikatüristlere baş malzeme olduğu için bu ayrılışın ardından pek çok İNŞ yazısı yazıldı, hatta  Best of İNŞ videoları yayınlandı. Konu ziyadesiyle irdelendi ve ele alındı yani ama yine de bu “enfes” konuyu kaçırmaya gönlüm el vermiyor ve bendeniz de topa dalıveriyorum...

Yaşanan tüm olayları, başıma gelenleri, çevremdeki insanları ve özellikle de kendimi “mizah” çerçevesinde değerlendiren bir Ayşe Deniz olarak; Sayın Bakanımız daha koltuğuna ilk oturduğu günlerden itibaren, radarıma takılmış, bilumum “örümcek” hislerimi, “yarasa“ içgüdülerimi filan harekete geçirmişti. Hatta belki de Yıdırım Akbulut’tan beri ilk defa bir siyasetçi içimdeki  “muzip çocuğu” bu kadar  heyecanlandırdı.

Yeni jenerasyon Yıldırım Akbulut’u hatırlamaz belki. Akbulut, Özal Cumhurbaşkanı seçildikten sonra başbakanlık da yapmış bir siyasetçimizdi, kendisi siyasi yaşamımızın en “kült” figürlerinden biriydi. O dönemler  Yıldırım beye atfedilmedik fıkra kalmamıştı. İdris Naim Şahin’le farkı neydi derseniz, Yıldırım Akbulut’un üzerinden mizah yapılırdı, İNŞ’nin ise kendisi bizzat mizahtı. Konusu açılmışken bir Akbulut fıkrası paylaşmadan olmaz :

Yıldırım Akbulut hal müdürlüğü yaparken, yardımcısı gelir ve bir sürü matbu evrak biriktiğini, artık koyacak yer kalmadığını söyler. ''Sayın müdürüm, isterseniz bir kısmını imha edelim.'' diye de teklif getirir. Akbulut bir süre düşünür ve cevap verir: ''Tamam imha edin ama, bunlar resmi evraktır. Birer fotokopisini çekin de sonra imha edin!..””

 

İDRİS NAİM ŞAHİN VE HİTABET SANATI

Nereden başlasak, İNŞ’yi nasıl anlatsak acaba sayın seyirciler... İsterseniz ilk önce Sayın Bakanım’ı bir hatip olarak ele alalım:

-( 20 Eylül 2011’de Ankara’nın merkezinde patlayan bir bombanın ardından) Yangın çıkmıştır, yangının sebepleri şu anda çıkmış olan yangını geri getirecek değildir. yanan ağaçlar orada kaybolan canları geri getirecek değil.. Sebebi bellidir. Üç beş tane sebebi vardır. Yani yangın ya ateşle çıkar, ya bombayla çıkar ya roketle çıkar ya benzinle çıkar. Çıkar yani netice itibariyle yanmıştır, yakılmıştır. Yani sebebini araştırmak, sebebini söylemek bir şey ifade etmiyor şu anda."

Allahım sana geliyorum! İNŞ bu beyanatı verirken mesela, yanında hasbel kader bir tercüman olsaydı ve duyduklarını bir yabancı dile çevirmesi gerekseydi, o tercüman ne ederdi acaba? İlk cümlelerden çıkarımım şöyle bir şeyler, İNŞ sönmüş olan yangını tekrar geri getirmek istiyor ve sebebini tespit etsek dahi yangın geri gelemiyeceği için serzenişte bulunuyor. Ardından yanan ağaçların ölenleri geri getiremiyeceğinden bahsediyor, mevzu bahis ağaçlar acep Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi’nde bahsettiği , yürüyen, konuşan, Hobbit’lere yardım eden Ent’ler mi ki sevgili okurlar? Yanmasalardı orada ölen vatandaşlarımızı kurtarmaya mı çalışacaklardı? Sayın bakanım daha sonra genel olarak yangınların çıkma sebebleriyle ilgili ufak bir kompozisyon yazıyor fakat bu yangının sebebini araştırmanın bir şey ifade etmeyeceği gibi bir tespitle yorumlarını bitiriyor.

 

- (Türkiye Muharip Gaziler Derneği Ordu Şubesi'nin düzenlediği madalya töreninde) “ Gazilerimizi görünce bunu hatırlıyorum ben. Siz de bunu hatırlıyorsunuzdur. Daha çok şey hatırlıyorsunuzdur. Bunu hep birlikte hatırlayacağız(…) bedel ağır ödendi. Bu bedeli yok sayamayız. Bu bedel çocuk oyuncağı değil. Bu işin şakası olmaz. Bu işin ciddisi de olamaz, hiçbir şeyi olamaz”

Terör ile ilgili bir konuşma yapan Sayın İNŞ ağır bedel ödediğimizde ve bu işin şakası olmadığından bahsediyor, buraya kadar her şey harika gidiyor (konuşma açısından) lakin Şahin kendisini tutamayıp devam ediyor, bu işin ciddisi de olamaz , hiçbir şeyi olamaz. Ayol şakası da, ciddisi de hiçbir şeyi olamazsa niye konuşuyoruz?  Kuantum fiziği mi bu? “Aslında hiç bir şey yok, biz de yokuz, terör de yok“ mu diyor sayın İNŞ? Bunu hiç bilemedim... Benim için bu konuşma bir Schrödinger’in kedisi...

- (Mensur Güzel isimli bir vatandaşın İzmit-Karamürsel seferini yapan deniz otobüsünü kaçırıp, yapılan kurtarma operasyonunda öldürülmesinin ardından) “Kaybolan hayatlardan biri olarak kendi hayatını kaybetmek suretiyle bir operasyona konu oldu.”

İNŞ açıklamalarını açıklamaya çalışanlardan biri olarak Ayşe Deniz, açıklananları açıklayamayacağını açıkladı.

 SAYIN BAKANIMIN HAYAL GÜCÜ VE İMGELEMİ

- (Kürt sorunu ile ilgili olarak) “Öyle bir dönemde yaşıyoruz ki, malesef uzaktan Çankaya‘dan, Nişantaşı‘dan, Etiler’den boğaza bakarak, denizi seyrederek, yeşilliklere bakarak, gökyüzüne bakarak kağıdı kalemi eline almış, muhtemelen de saatine göre içeceğini yudumlayarak yazı yazan birileri benim yaşadığım gerçeği, benim gördüğüm Hakkari‘yi, Muş‘u oradaki gerçeği farklı yazıyorlar. Kürt sorunu diyorlar. Sorun sorun diyorlar. Sorun ne? Ben arıyorum sorunu bulamıyorum.”

Sayın Bakanım’ın Kürt sorununu mumla arayıp bir türlü bulamamasının, adeta “Nerede bıraktım Kürt sorununu acaba? Ah nerede vah nerede? Kimlere sorsam nerede arasam? Ah nerede Vah nerede?” diye bir şarkı tutturmasının bünyemde yarattığı fırtınaları başlı başına ayrı bir yazı konusu olacağı için hızla geçiyor ve kafasındaki “Güney Doğu gerçeklerinden kopuk Elit Köşe Yazarı” betimlemesine giriyorum. Bu öyle bir betimleme, öyle bir tariflemedir ki betimle betimle bitmez... Köşe yazarı sosyetik bir semtte, eğer Eşref Saati geldiyse elinde içkisiyle oturur, kağıdı kalemi eline alıp, artık bulunduğu semte göre ya boğaza bakar ya da denizi seyreder, lakin imkanları kısıtlı bir yazar arkadaşımız ise ya da denize kıyısı olmayan bir şehirde yaşıyorsa hemen telaş etmesin,üzülmesine gerek yok İNŞ’nin bir çözümü var o zaman da yeşillikleri seyredebilir efendime söyleyeyim gökyüzüne bakabilir. Sayın Bakan’ım bu açıklamalarında köşe yazarlari ve manzara sorunsalı konusuna açıklık getirmektedir.

-(Teröristlerin ortamları ilgili olarak) “Domuz etinden Zerdüşt’lüğe kadar, bilmem hangi ulustan, kardeşlikten, çok özür dilerim eşcinselliğe kadar, her türlü namussuzluğun, ahlaksızlığın, gayri insani durumun olduğu bir ortam."

İdris Naim Şahin’in tek bir cümle  içerisinde hem Zerdüşt’lere, hem Eşcinsellere hem de domuz eti yiyen insanlara karşı nefret söyleminde bulınmuş olması konusuna daha önce üzerinde çok tartışıldığı için hiç girmiyorum. Ayrıca kendisinin burada söz ettiği kardeşliğin “Yüzük Kardeşliği” olduğunu da zannetmiyorum, muhtemelen İdris Naim Şahin “Masonlardan” bahsediyor. Sayın Bakanım’ın imgelemi ve hayal dünyası ile ilgili çok büyük ipuçları veren bu tanımlamaları okuduktan sonra gözümün önünde çeşitli  imajlar oluşmasına maalesef  engel olamıyorum. Kafamın içerisinde  bir takım Zerdüşt eşcinseller, domuz eti yiyerek Masonik ritüeller yapıyorlar. Yapmakta oldukları diğer namussuzluk ve ahlaksızları ise ailenizin Ayşe Deniz’i olduğum için kesinlikle anlatmıyorum.

-(Terörizme destek veren sanatçılar-yazarlar ile alakalı olarak) “Neyiyle veriyor, belki resim yaparak tuvale yansıtıyor. Şiir yazarak şiirine yansıtıyor, günlük makale, fıkra yazarak oralarda bir şeyler yazıp çiziyor. Hızını alamıyor terörle mücadelede görev almış askeri, polisi doğrudan çalışmasına, sanatına konu yaparak demoralize etmeye çalışıyor.”

Bu açıklamaların sonrasında hayal gücü benim kadar coşkun olan bir insan dahi maalesef dumura uğruyor. Nasıl oluyor da bir ressam yaptığı resime konu yaparak terörle mücadele eden askeri, polisi demorilize etmeyi başarıyor ? Ne çiziyor bu terör destekçisi ressamlar? Picasso’nun “Guernica”sı gibi bir şeyler mi çiziyorlar? Tutun ki öyle, peki güvenlik güçlerimiz bu demorilize edici tabloları nerede görüyorlar da moralleri sıfıra iniyor? Terörle mücadele eden askerimiz, polisimiz boş zamanlarında “Aman bizi resmetmiş, sanatlarına, çalışmalarına konu yapmış olabilirler, gidelim de bir bakalım” diye galeri galeri dolaşıp, sergileri mi geziyor? Yine bilemediğimle kalıyorum valla...

SOSYAL HAYAT İÇERİSİNDE BİR İDRİS NAİM ŞAHİN

İdris Naim Şahin’in İçişleri Bakanı olarak yaptığı “efsanevi” açıklamaların yanı sıra bir de başından geçen, ancak “sit-com’sal” diye bir kelime üreterek açıklayabileceğim durumlar var. Bu olaylar yaşandıkları dönemde oldukça ses getirdikleri için zaten çoğunuz biliyorsunuzdur ama yine de favorilerimden birkaç tanesini hızlıca hatırlayalım isterim.

Sayın Bakanım biber gazı konusunda oldukça hassastır. Vatandaşlara karşı kullanılan biber gazının organik olduğundan, kimselere bir zararı olmadığından sık sık bahseder. Bu konuyla ilgili çalışmalar yaptırır. Lakin belli ki bu çalışmaları yeterli bulmaz ve biber gazı konusunda danışacağı kişiyi yerde ararken gökte bulur.

İdris Naim Şahin Mehmet Hilmi Güler Bilim ve Sanat Merkezi'nin açılışında 6. sınıf öğrencisi olan Mert Yıldız ile karşılaşır, çocuğa hangi bölüme gittiğini sorar, “Fen” cevabını alınca da “Sen bizim gaz işlerinden anlarsın. Senin bölümüne giriyor biber gazı ve biber tozu konusu. Sana özel ödev veriyorum. Bu konuya biraz daha çalış” diyerek, konuyu en yetkin kişiye havale eder.

Verilen bu ödev karşısında çok mutlu olan çocuğun “Biber gazını daha geliştirmeye çalışacağım.” dediğini daha sonra gazetelerden öğreniriz.

Kendisini gördüğü için sevindiğini söyleyen vatandaşa “Takla at ya da oyna da sevindiğini anlayalım” demesi, Hakkari'de polis noktasına katırın üzerindeki bombayla saldırı girişimiyle ilgili olarak, "O katırın hesabını nasıl verecekler, ben merak ediyorum. Bir gün hesabını verecekler. Katırın hakkını korumakta bize ait" diye konuşması ve en son olarak, Muammer Güler ile yaptığı devir teslim töreni sırasında “İnşallah siz de benim gibi 18 ayda 20 günde değil, gönlünüzün istediği zaman ayrılırsınız" diye serzenişte bulunması ile, hepimizin dimağlarında kolay kolay silinmeyecek bir yer edindi.

İdris Naim Şahin ve gafları ile ilgili pek çok köşe yazarı, pek çok yazı yazdı. Kimi yazar onu yerden yere vurdu, kimisi başka bir çerçeveden baktı; Serdar Turgut örneğin Habertürk Gazetesi’nde yayınlanan “İçişleri Bakanı’nın Esprisi” adlı makalesinde kendisini bir “mizahçı“ olarak değerlendirdi. Bence Sayın Şahin bir mizahçı değildir, çünkü söylediklerini ve yaptıklarını espri olsun diye söylemekte değildir. Tam aksine kendisi açıklamalarını son derece “ciddi bir samimiyet” içerisinde yapmaktadır. İdris Naim Şahin’in söylediklerindeki “mizahı“ bulan bizleriz. Lakin şu da bir gerçektir ki eski bir İçişleri Bakanı olarak İdris Naim Şahin, pek de beğenilmeyen, sık sık eleştirilen  icraatleri ile değil hem kızıp hem güldüğümüz birbirinden ilginç açıklamaları ve içine düştüğü mizahi konumlar ile hatırlanacaktır.

Satırlarıma son verirken Ahmet Hakan’ın kendisi için “Fahriye Abla”dan esinlenerek yazdığı şiirin bir bölümünü sizinle paylaşma dürtüme engel olamıyorum sevgili okurlar:

Demeçlerin felsefik, bıyıkların sempatikti...

Üç kilometre ötelerden tanırdın teröristi...

Ağıtlar yakıyor gittin diye taklacı güvercinler...

Ne acayip bakanımızdın sen İdris Naim Bey..."

Ayşe Deniz

Odatv.com

0
Popüler Yazılar
Facebook Twitter Youtube Instagram