Siz bir şey anladınız mı; "Casus belli" meğer neymiş

Yunanistan'ın bir Dışişleri Bakanı vardı; Adı Nikos Kotzias. Ege'deki 18 adamızı işgâl etmelerini, “Türkiye'deki Kemalist muhalefetin söylemi” diye açıkladı...

Yunanistan'ın bir Dışişleri Bakanı vardı; Adı Nikos Kotzias.

Ege'deki 18 adamızı işgâl etmelerini, “Türkiye'deki Kemalist muhalefetin söylemi” diye açıkladı.

Erdoğan için şunları söyledi:

“Biz Türkiye ile yeni bir barış süreci başlatmak istiyoruz. Erdoğan, Türkiye'de sözüne güvenilir tek liderdir. Müzakerelerde kiminle görüşürseniz görüşün, Erdoğan'dan başka sözünden dönmeyecek, üstlendiği yükümlülüklerden kaçınmayacak başka biri yoktur. İki devlet arasında yeni bir barış süreci başlatmak, Türk/Yunan ilişkilerini görüşmek istiyorsanız Erdoğan ile görüşerek, anlaşacaksınız. Kıbrıs sorunu da Erdoğan'sız çözülemez.”

24 Haziran seçimlerinde “Kemalist muhaliflerin” değil, “Türk halkının istediği, sevdiği ve tercih ettiği Cumhurbaşkanı'nın seçmesini” diledi.

Son olarak 4 Eylül'de İzmir'e geldi. Kendisine “Niko” diye hitap eden Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu tarfından ağırlandı. Birlikte Kordon'da yürüyüş yapıp, simit yediler.

İşte bu bakan 15 gün önce Bakanlar Kurulu'nda Savunma Bakanı Panos Kammenos'la yaşadığı bir tartışma sonucu istifa etti.

Meğer bizimkilerin “dost” bildiği Kotzias, Savunma Bakanı Kammenos'un iddiasına göre, “Soros'un adamı”ymış!..

Kotzias'ın istifasından hemen önce Yunanistan'ın Ege'de karasularını 12 mile çıkarılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararnameleri hazırlanmıştı. Kotzias'ın yerine Dışişleri Bakanlığı görevini üstlenen Başbakan Çipras, bu kararnameleri durdurup, 12 milin yasa tasarısı olarak meclise getirilmesini kararlaştırdı.

Böylece Suriye, Doğu Akdeniz (Kıbrıs)'tan sonra Ege'de de ülkemizi kuşatmaya yönelik yeni bir adım daha atılmış oldu. Ankara da Yunanistan'a “sert” bir dille tepki gösterdi.

12 MİL MESELESİ NEDİR?

Ankara'nın tepkisini irdelemeden önce 12 mil meselesinde Türkiye'nin politikası ve AKP iktidarı döneminde yaşananları hatırlatalım.

Yunanistan 31 Mayıs 1995'te BM Deniz Hukuku Sözleşmesini kabul edip, kara sularını 12 mile çıkardığını açıklayınca, TBMM 8 Haziran 1995'te bunu “Casus Belli-savaş sebebi” saydı. Tüm partilerin katılımıyla yayınlanan, RP adına da Abdullah Gül'ün imzaladığı metin şöyleydi:

“Yunanistan, Deniz Hukuku Sözleşmesinin, esas itibariyle açık denizler ve okyanuslar için belirlenmiş bazı hükümlerinden yararlanarak, karasularını 12 mile çıkarmak isteğini ortaya atmıştır. Bu durum gerçekleştiği takdirde, Yunanistan, Ege Denizinin yaklaşık yüzde 72’sini egemenliği altına sokmuş olacaktır. Bir yarımada olan Türkiye’nin, dünya denizlerine ve okyanuslarına Yunan karasularından geçerek ulaşmasına yol açacak böyle bir durumu kabul etmesi asla düşünülemez. Türkiye’nin, Ege’de hayati menfaatleri vardır. TBMM, Yunanistan Hükümetinin Lozan'la kurulmuş dengeyi bozacak biçimde Ege’deki karasularını 6 milin ötesine çıkarma kararı almayacağını ümit etmekle birlikte, böyle bir olasılık durumunda, ülkemizin hayati menfaatlerini muhafaza ve müdafaa için, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine, askeri bakımdan gerekli görülecek olanlar da dahil olmak üzere, tüm yetkilerin verilmesine ve bu durumun Yunan ve dünya kamuoyuna dostane duygularla duyurulmasına karar vermiştir.”

12 mil meselesi, Türkiye'nin dış politikasını belirleyen ve “kırmızı kitap” olarak bilinen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde de öncelikli tehdit olarak yer aldı.

AKP İKTİDARINDA BUNLAR OLDU

AKP Kasım 2002'de iktidara geldi. Genel Başkan Erdoğan siyasi yasaklı olduğu için Başbakanlık görevini Abdullah Gül üstlendi. 15 gün kadar sonra Erdoğan ilk yurtdışı gezisini Yunanistan'a yaptı. Dönemin Dışişleri Bakanı Papandreu, TBMM’nin aldığı “casus belli” kararını kaldırmasını istedi. Erdoğan da konuyu TBMM Başkanına ileteceğini belirtti.

Erdoğan bu ülkeye Mayıs 2004'te Başbakan sıfatıyla yaptığı ziyaretinde ise şunları söyledi:

“Ege’deki sorunları teker teker çözüp, Ege Denizi’ni bir barış denizi haline getirmemiz gerekiyor. Kapı komşumuzla dostluğu geliştiremezsek, bir yere varamayız. Ege Denizi barış gölü olacaksa bunu başarmaya mecburuz. Türkiye’nin kısacası uzun vadeli misyonu budur. Kıbrıs’ta da biz bunu yaptık. Burada da bunu yapacağız. Artık 50 sene öncesinin dünyası yok. Bugün farklı bir dünya var. Gelecek nesiller bu olaylara bizden çok daha farklı bakacaklar. Barışın konuşulduğu bir dünyada biz hala yer yurt kapmayı değil, mevcudu nasıl en iyi şekilde değerlendirmeyi konuşmamız lazım.”

O ziyarette bir Yunan gazeteci, “Türkiye’nin daha önce karasularında 12 mili ihlâl etmenin savaş sebebi sayılacağına ilişkin kararını, AKP Hükümeti’nin parlamentodaki sayısal çoğunluğuyla kaldırıp kaldırmayacağını” sordu. Erdoğan şu karşılığı verdi:

“Konu ile ilgili tarafların çalışmaları sürüyor. Geçmişten bugüne taşınan sorunlar var. Bu sorunlar ortadan kalkmış değil. Ama bize düşen bu sorunları ortadan kaldırmaktır. Bu yolda kararlıyız, inançlıyız. Temennimiz o dur ki, bu sorunları tamamen ortadan kaldıracağız.”

Nisan 2005'te dönemin TBMM Başkanı Bülent Arınç gazetelerin Ankara temsilcilerine verdiği yemekte, iki komşu ülke arasında savaş deklarasyonu bulunmasının yakışıksız olduğunu ve “Casus belli” kararını değiştirmenin zamanının geldiğini belirterek, şu açıklamayı yaptı:

“Konuyu araştırdım. Aslında Meclis Genel Kurulu'nda alınmış bir karar yok. Yalnızca dönemin Grup Başkanvekilleri'nin açıklamaları ve Meclis'te yayınlanan deklarasyon var. Yani bağlayıcılık taşıyan bir karar yok ortada.”

Muhalefetin tepkisi büyük olunca, bu düşüncelerini televizyon ekranlarında herkesin önünde değil, özel bir yemekte dile getirdiğini bildiren Arınç, Türkiye'nin birikmiş dış politika sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu, bu sorunların “sloganlarla, statik davranarak” çözülemeyeceğini anlatıp, “Dış politika statik, durağan değildir. Şartlar değişirse, pek çok olayda yeni bazı jestler olaylar gündeme gelebilir” dedi.

Bu gelişmeler yaşanırken, Arınç'ın, Yunanistan Meclis Başkanını Türkiye'ye davet ettiği, ancak bu davetin “Casus belli kararı” nedeniyle geri çevirildiği iddialarının gündemde olduğunu da kaydedelim.

Sadece Yunanistan değil, AB de tüm ilerleme raporlarında bu kararın kaldırılmasını ve BM Deniz Sözleşmesi'ni imzalamamızı istemeye başlamıştı.

Ve 2010 yılı Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde, artık 12 mil meselesinin “öncelikli tehdit” olarak yer almadığı duyuruldu!..

Yunan basını bayram edip, “Türkiye, Yunan karasularının 12 mile çıkarılmasını kabul etti” başlıkları attı.

O günlerde CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman bir önerge verip, bu iddianın doğru olup olmadığını Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na sordu. Davutoğlu'nun cevabı şu oldu:

“Ege Denizi'nin Türkiye ile Yunanistan arasında bir dostluk ve işbirliği denizi haline gelmesi ana hareket noktamızdır. Ege sorunlarnıa, ulusal çıkarlarımızdan ödün vermeden, Uluslar arası hukuka uygun biçimde ülkemizin meşru hakları ve hayati çıkarları doğrultusunda kalıcı ve adil çözümler bulunması tarafımızdan arzulanmaktadır. Bu amaçla Yunanistan ile 2002 yılından itibaren başlatılan istikşafi görüşmeler halen devam etmektedir. Bugüne kadar 48 tur görüşme yapılmıştır. Bu görüşmelerdeki hedefimiz, tüm Ege sorunlarına kapsamlı ve kalıcı çözüm yolları bulunmasıdır. Bilindiği gibi bu görüşmelerin başlangıcında varılan mutabakat uyarınca görüşmelerin içeriği gizli tutulmaktadır.”

Uzatmayalım, 15 Temmuz darbesinden hemen önce dönemin Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu başkanlığında bir heyetin, Yunanlılarla peş peşe istikşafi görüşmeler yaptığı ve 10-12 mil konusunda anlaşmaya varıldığı öne sürüldü.

Erdoğan da Aralık 2017'de Atina'ya bu defa Cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı ziyaret öncesinde Yunan Skai TV'ye kıta sahanlığı ve “Casus belli” kararı konusunda şu açıklamaları yaptı:

“Burada, hava sahası, deniz, bunlarla ilgili olarak kıta sahanlığındaki ölçümlemelerde sıkıntılar var. Bunların aşılması gerekiyor. Bunlar aşılabilirse, iki ülke de bundan huzur bulacaktır. Burada hakim olan hırs olmamalı. Karşılıklı özveri hakim olursa, bu işi çok daha rahat aşarız diyorum. Deniz sahasında bu iş aşılabilirse, ciddi manada süreci halletmiş olacağız. Türk gemilerinin adeta Ege'de seyahat etmesi imkansız hale getiriliyor. Bu katlanılabilir bir şey değil... Biz, Türkiye olarak bir birçok şeye hazırız, ama dediğim gibi burada bizim ön kabulleri bir kenara atmalıyız. Gerçekten barışa odaklanmalıyız. Medyasıyla vesaire halkını tahrik eden bir yapıdan kurtulmamız lazım... Kıta sahanlığı, tabii ki işimizi zorlaştırır. 'Casus belli' de bunlardan bir tanesi. Bunları tahrik etmememiz lâzım. Bırakalım teknik kadrolarımız bunları en iyi şekilde çalışsınlar. Bunları da aşalım.”

CASUS BELLİ MEĞER NEYMİŞ?

Yunanistan'ın son 12 mil adımına dönersek;

Ankara Büyükelçisi Petros Mavroidis'in 24 Ekim'de Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldığı ve Kıbrıs Dairesi Genel Müdürü Büyükelçi Burak Özügergin'in, TBMM’nin 8 Haziran 1995’te kabul ettiği ortak bildirinin geçerli olduğunu vurgulayarak, “Yunanistan’ın Ege’deki karasularını 6 milin ötesine çıkarma kararı alması durumunda, bunun savaş sebebi (casus belli) olacağını net bir dille ilettiği” bildirildi.

İki gün önce de AKP Sözcüsü Ömer Çelik, “Bu şekilde kara sularının artırılmasına yönelik en ufak çabaya, en sert cevap verilecektir. Deniz kuvvetlerimiz, sahil güvenliğimiz çok yüksek performansı gösteriyor. Bahsettikleri yedinci parsel çok net koordinatlara sahip. Burası Türkiye’nin kıta sahanlığının dış sınırları içinde kalan bir bölge. Burada hak iddiasında bulunmamaları gerekir. Şunu her zaman yapıyorlar. Tek taraflı bir girişimde bulunuyorlar. Hukuki kılıf uyduruyorlar. Yedinci parseli dedikleri bölge kıta sahanlığımız içindedir. Silahlı kuvvetlerimiz tarafından gerekli cevap verilir. Yunan ve Rum tarafına herhangi bir girişimde bulunmamalarını tavsiye ederiz. Yunan tarafı 1995’teki Yüce Meclis’in ikazını unutmasın. Türkiye Cumhuriyeti gereğini yerine getirme konusunda tereddüt etmez” dedi.

Dışişleri Bakanlığı ve AKP Sözcüsü'nün uyarıları net; “12 mil savaş sebebidir”!..

Peki Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ne düşünüyor?

Sadece 2 ay önce 1 Eylül'de Yunanistan Ta Nea Gazetesi'nde yayınlanan mülakatına bakalım.

Soru şu: 12 mil konusuna ilişkin “casus belli” Türkiye tarafından hâlâ geçerli sayılıyor mu?

Bu da Çavuşoğlu'nun cevabı:

“TBMM bu bildiriyi 8 Haziran 1995’te oybirliğiyle benimsedi. Bu, Yunan Parlamentosu’nun 1 Haziran 1995’te Yunan Hükümetine, gerekli gördüğünde Yunan karasularını 12 deniz miline genişletme yetkisini tanıması kararına karşı bir tepkiydi. Her etkiye karşı bir de tepki var. Bu, evrensel bir fizik kuralıdır. Bu bağlamda, TBMM'nin bildirisi önceden dile getirilen bir siyasi uyarıydı. Yunanistan’da kasten çarpıtıldığı gibi, bir savaş ilânı (casus belli) değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bildirisiyle, Ege’de karasularının genişliğiyle ilgili tezimizi ve aynı zamanda da Türkiye’nin Ege’deki yasal ve esaslı haklarını savunma yönündeki kararlılığımızı tamamen netleştirdik. Türkiye’nin tezinde değişiklik olmadı.”

Siz AKP iktidarının “12 mil” politikasını ve “Casus belli” kararından ne anladığını, anlayabildiniz mi?

Müyesser Yıldız

Odatv.com

Müyesser Yıldız odatv arşiv