BYE BYE CUMHURİYET

Baydemir bize bir şey öğretti

Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek’in, “organları değişen adam” dediği Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in “özerklik ve bayrak” talebinde bulunması sanki ilk kez söylenen şeylermiş gibi herkeste bir “şaşkınlık ve öfke” ki, sormayın gitsin!.. Hakkında, bilmem kaçıncı soruşturma açılmış… Baydemir’in sözlerini ve iktidar mensuplarının “sert” çıkışlarını değil, yaptıklarıyla gözümüzün içine soktuklarını konuşalım.

Nedir o gözümüze soktukları? Birincisi Osman Baydemir örneğinde bir kez daha görüldüğü üzere, bu ülkede artık resmen, alenen ve belenen “çok hukuklu” bir sistem uygulanmaktadır. İktidar karşıtlarını veya muhalif belediye başkanlarını geçtik, neredeyse müstakbel Kara Kuvvetleri Komutanı kulağından tutulduğu gibi içeri atılacak. Ama iktidar yandaşları, PKK’yı destekleyen kamu görevlileri ve STÖ’lere dokunabilen var mı? İşledikleri her suç anlayışla karşılanıyor, hatta himaye görmüyor mu?

O yüzden bu iktidar, ne yaparsa yapsın, ne söylerse söylesin Osman Baydemir’i görevden almaz, alamaz. Çünkü sadece daha iki gün önce “Öcalan’ın önerileri dikkate alınana kadar elbette direneceğiz” diyen BDP Başkan ve milletvekillerinin değil, onun da “dokunulmazlığı” var. Birkaç örnek verelim:

2006’da ABD’ye gittiğinde, Dışişleri Bakanlığı yetkilileri kendisini kaldığı otelde ziyaret edip görüştü… Bu görüşmeye ilişkin, içinde çok önemli bilgilerin bulunduğu bir kasetin varlığından ve Adalet Bakanlığı’nın bunu deşifresini yaptırdığından söz edilmişti. Ne oldu o kasete, 4 yıldır deşifresi bitmedi mi?

ABD dönüşü Diyarbakır’da 14 PKK’lının cenazelerinin alınması sırasında başlayan olaylar sebebiyle de hakkında Mülkiye Müfettişlerince bir inceleme başlatıldı. Mülkiye müfettişlerinin raporu, dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun önüne konduğunda ne oldu; AKP’de kriz çıktı. Partinin “milliyetçi” kökenli isimleri, Baydemir’in derhal görevden alınmasını isterken, Doğu-Güneydoğu milletvekilleri, Başbakan Erdoğan ve parti yönetimine, “Görevden alırsanız, kahraman olur. Bölge yine karışır” şeklinde rapor verirken, “Baydemir’in görevden alınması AB nezdinde Türkiye’yi zora sokar” demeyi unutmadılar. Baydemir için kulis yapanlardan biri de dönemin Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Kutbettin Arzu’ydu. Arzu, Baydemir’in görevde kalmasını bizzat Başbakan’dan istedi. Erdoğan, “Hukuka müdahale edemeyiz. Ben de belediye başkanı iken şiir okuduğum için hapse girmiştim” karşılığını verse de sonuç; Baydemir yerinde kaldı… Kutbettin Arzu da sonraki dönem AKP Diyarbakır Milletvekili oldu!..

Son sözleri üzerine Erzurumlu bir vatandaşın, “Osman Baydemir’in yaptığı açıklamalara, hükümetin bir tepkisi olmayacak mı?” şeklindeki sorusuna Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, verdiği şu cevaba bakın, bu defa da “akıbetin” ne olacağını anlayın:

Hükümet, Osman Baydemir’e bir muamelede bulunamaz ki. Bunlar savcılarla ilgili şeyler. Savcı bir soruşturma açmış. Baydemir, kendisini yaka paça içeri attırmaya çalışıyor. Çünkü bundan besleniyorlar. Bu çok önemlidir. Ne zaman bu şekilde konuştular, yanlış bir laf ettiler, alınıp tutuklandılar ve sonra gidip oradaki vatandaşa ’ağzımızı açtık, bizi içeri attılar’ deyip istismar ettiler.”

Özetle, Baydemir hakkında en fazla inceleme-soruşturma yapılabilir. Son olarak Belediyede çalışan bir işçinin amir olduğu, PKK’dan emir aldığı ortaya çıktı… Hala yerinde değil mi?..

Ülkeye, millete, devlete, hukuka hakaretlerini geçtik, iktidara “Hass….tir” çekti, “sert” mesajlar dışında ne yapabildiler ki?.. Ey Batı korkusu, sen nelere kadirsin?!..

SEYİD RIZA KARDEŞLİĞİ

Yok, her şeyi Batı korkusuna bağlamayalım, haksızlık ve ibra olur!.. Evet o bir “dokunulmaz”, ama işin bir de “yoldaşlık” boyutu var. Baydemir’in “gözümüze soktuğu” ikinci gerçek bu.

Baydemir’in “bayrak, özerklik” lafları konuşulurken, şu önemli detay ve bunun teşvikçileri layıkıyla tartışılmıyor. Kendileri Dersim isyanının elebaşlarından Seyid Rıza’nın “anıtı”nı da ziyaret etti. Bu “anıt” bir hafta kadar önce törenle açıldı. Sağolsun Tunceli Valisi törene katılmayarak, kendince bir tavır koydu (Bitlis Valisi Said-i Nursi Külliyatının açılışını yaparken, o Seyid Rıza’nın anıtına gitmedi. İnşallah hakkında ‘niye gitmedin’ diye soruşturma açılmaz). Yetkili ve sorumlu bir Allah’ın kulundan ses-soluk çıkmadı. Hale bakın, isyancıların “anıt”ları dikiliyor, ses yok!..

Niye?.. Çünkü o “anıt”, “yoldaşlığın” en somut örneklerinden biri.

Her şey 13 Kasım 2008’de Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen “Dersim Soykırım” toplantısı ile başladı.

“Kürt açılımı” ve Cumhurbaşkanı Gül’ün Bitlis’in Güroymak İlçesi’nin adını “Norşin” yapmasını takiben, “Kürdistan Dernekleri Birliği-KOMKAR”dan Çankaya Köşkü’ne bir mektup gitti. Mektupta, Gül’ün “Norşin hitabı takdire şayan” bulunduktan sonra, bazı taleplerde bulunuldu. Bunlar arasında, “Şeyh Said, Seyid Rıza ve Said-i Kürdi (Said-i Nursi) gibi saygın Kürt ulusal ve dini önderlerinin mezarlarını ziyaret edip, dua okumak veya saygı duruşunda bulunmak için T.C. Devleti’nin dedelerinin naaşlarının nerede olduğunu açıklaması” talebi de vardı.

Gül geçtiğimiz Kasım ayında, “Atatürk’ten sonra burayı ziyaret eden ikinci Cumhurbaşkanı” sıfatıyla Tunceli’ye gitti. DTP/BDP’li Belediye Başkanı ve milletvekilleri, Atatürk’ün verdiği Tunceli adının “Dersim” yapılması fikrini Gül’e açtı. O da, “Referandum yapılsa halk ne der?” sorusuyla yeşil ışık yaktı. Bu arada STÖ’ler, Gül’e elden bir mektup takdim etti. Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu Başkanı Yaşar Kaya’nın imzasını taşıyan mektupta da “Dersim önderlerinden Seyid Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması, naaşlarının aile mezarlığına defnedilmesi” isteniyordu.

Gül, “İlgileneceğim” dedi!..

Kısa bir süre sonra da Yaşar Kaya ve arkadaşları, Seyid Rıza’nın idam edilmesinin yıldönümünde Avrupa’da toplanıp, “Biz seyitlerimizin mezarlarını Dersim’in kutsal topraklarına getirmek, kendilerine anıt mezar yapmak istiyoruz” çağrısında bulundu.

Cumhurbaşkanı Gül’ün “teşvikleri” böyle… Gelelim Başbakan Erdoğan’a… “Alevi açılımı” kapsamında 1 Aralık günü Tunceli Eğitim ve Sağlık Vakfı yöneticilerini kabul etti. Star Gazetesi Yazarı Mehmet Metiner’in de içinde bulunduğu heyetin, Erdoğan’a verdiği 7 maddelik talep listesinde şunlar vardı; “Dersim ismi geri verilsin. Dersim katliamı ile ilgili arşivler açılsın. Olaylar sırasında sürgüne gönderilenlerin ve evlatlık verilenlerin isimleri açıklansın. Seyid Rıza ve arkadaşlarının yanı sıra Şeyh Said ve Said Nursi’nin mezarlarının yerleri açıklansın. Munzur Barajı projesi iptal edilsin. Katliamdan dolayı devlet ‘Dersim’ halkından resmen özür dilesin. Alevi inancına özgürlük tanınsın, dil güvencesi sağlansın”. (Bu liste, 19 Kasım 2009’da Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen “Dersim 1937-1938 Aleviler-Yaşananlar ve Devletin Rolü” konferansının sonuç bildirisinin birebir tekrarıydı)

1 saat 40 dakikalık görüşmede Erdoğan’ın “Dersim” isminin iadesi konusunda, “Zamanla olabilir. Diğer duyarlı kesimlerin de onayı ile bu isimler değiştirilebilir” dediği, “Seyit Rıza’nın mezarının bulunması” için de ilgili kurumlara talimat verdiği duyuruldu.

Erdoğan’ın, CHP’nin eski Lideri Baykal’ın ülkede yaşananları “Malta sürgünlerine” benzetmesi üzerine “Dersim sürgünleri” misillemesinde bulunup, “Malta sürgünlerini anımsatanlar, önce dönsünler 1938'e baksınlar. İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı olduğu günlere, Tunceli sürgünlerine baksınlar. Köy köy, kasaba kasaba, hane hane kim nereye sürülmüş onu hatırlasınlar. Eğer isterlerse vesikalar elimde var. Onları da gösteririm. Bunlara halkımız iktidar yüzü göstermiyorsa, işte bundandır” dediğini de unutmayalım.

Başbakan’ın, Prof. Ergun Özbudun’a siparişle hazırlattığı Anayasa taslağında şu iki hüküm vardı:

“Laik Cumhuriyeti ortadan kaldırma faaliyetleri” yerine “eylem” deniyor, yani “Laik Cumhuriyeti ortadan kaldırma”nın kapsamı daraltılıyor ve “Topluca dini ayin ve törenlere izin verilmesi” öngörülüyordu.

Dönemin AKP Genel Başkan Yardımcısı Mir Dengir Fırat’ın, “Bu bizim taslağımız” dediği o Anayasa resmileştirilemedi, ama anlaşılan artık arkadan dolanılıyor… Akdamar Kilisesi’nin, Sümela Manastırı’nın toplu ibadetlere açılması… Seyid Rıza “anıtı”, Şeyh Said Külliyatı… Ne tesadüftür, ne rastgele olan işler… Gözümüze sokula sokula, İnkilap Kanunlarına “El-Fatiha” okunuyor!..

Müyesser Yıldız

Odatv.com

arşiv