BDP AKP’NİN STEPNESİ Mİ?

24.02.2010

Yargının Erzurum-Erzincan hattındaki hesaplaşma Kürt sorununun nereye gittiğinin gözden kaçırılmasına yol açtı. Abdullah Öcalan başta olmak üzere, PKK yöneticilerinin, “açılım” olarak anılan süreçte her gün manşetlerden okuduğumuz açıklamalarına, gazete sayfalarında rastlamak artık pek güçleşti. Bu açıklamaların, iktidar ve iktidarın yaslandığı liberal-muhafazakâr ittifak açısından olumlu, haydi zamanın ruhuna uyalım, “hayırlı” işaretler barındırmadıklarından olsa gerek, güzide basınımızda, artık yalnızca Kürt hareketinin, özellikle legal kanadı içerisindeki, AKP’yle pazarlığa meyilli figürlerinin beyanatına rastlanabiliyor.

Kısa tarihçe

Bir kısa Kürt sorunu tarihçesi sunmakta fayda var. Daha önceki yazılarımda, “açılım” olarak anılan süreçte yürütülen pazarlıkların çöktüğünü, ABD-İsrail-AKP ve Barzani’den mürekkep ittifakın önerdiği çizgiyi kabul etmemiş Türkiye Kürtlerinin cezalandırıldıklarını ve Türkiye’de inşa edilmekte olan yeni rejimin organik matbuatının hem uluslararası konjonktüre uygun olarak ABD-İsrail-Barzani taraftarı hem de yeni rejimin karakterine uygun olarak AKP ve/veya Fethullah Gülen müridi bir yeni “iyi Kürt” kategorisini popüler hâle getirmeye çalıştığını yazmıştım. Son yazımdaysa, Ahmet Türk-Hasip Kaplan ikilisinde cisimleşen AKP ile pazarlığa meyilli Kürt siyaset çizgisinin, korkunç darbe senaryolarıyla gözlerinin korkutulmalarına koşut bir “yeni anayasa” kampanyası ile yeniden tavlanmasının, AKP siyaseti açısından çok güç bir iş olmayabileceğini, fakat bu olasılığın, Öcalan’ın, tutuklu bulunduğu İmralı’dan yaptığı son açıklamalarda, kendisinin bütün gelişmeleri doğru okuyamıyor olabileceğini belirterek başından beri AKP’ye kuşku ve mesafeyle yaklaşmış ve şimdi de savaş naraları yükseltmekte olan Kandil çizgisine yönelik daha fazla serbesti tanıdığı düşünüldüğünde, şimdilik bir hayli zayıf göründüğünü de belirttikten sonra, kapalı görünen “açılım” yolunun yerine, ABD-İsrail-Barzani’yle, “PKK karşılığında Kerkük” biçiminde formüle edilebilecek bir pazarlığın gündemde olduğunu ekliyordum; hatırlanacaktır ve geçiyorum.

Legal kanat AKP’ye meyilli

AKP’nin, Cumhuriyet Savaşı’nın derinleşmesi ve art arda yaşanan polis ve yargı operasyonlarının yanı sıra, TEKEL işçilerinin hayranlık uyandıracak kararlılıktaki direnişleri ile türlü “açılım” politikalarının çökmesi sonucu ciddi bir açmaza doğru ilerlediği bir zamanda, bu duruma pek üzülmüş olacaklar, Kürt hareketinin legal kanadı içerisindeki AKP’yle pazarlığa hep meyilli siyasetin temsilcileri, AKP’lilerin bile dillendirirken tereddüt edecekleri beyanatta bulunmakta gecikmediler. “Açılım” koordinatörü olarak da bilinen İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın, son günlerde sıklıkla gündeme gelen Habur olayı sırasında, kapatılan DTP’nin genel başkanı Ahmet Türk ile temas hâlinde olduğu, ikisinin Atatürk Orman Çiftliği’nde buluştukları ve hatta, kapatılan DEP’in eski milletvekillerinden Hatip Dicle’nin KCK operasyonu ile tutuklandıktan sonra mahkemede dile getirdiği ve gerçeğe yakın görünen iddiasına göre, Atalay’ın Türk’e kimi güvenceler verdiği zaten biliniyor. Yine Türk’ün, DTP’nin kapatılması sonrası, Kürtler arasında AKP’ye başından beri mesafe ve kuşkuyla yaklaşan kesimlerin hararetle savundukları, kalan DTP’li milletvekillerinin TBMM’den çekilmesinin öngörüldüğü “sine-i millet” kararını asla benimsemediği ve aynı günlerde, Murat Belge, Mehmet Altan, Etyen Mahçupyan, Ali Bulaç ve Oral Çalışlar gibi liberal-muhafazakâr ittifakın organik yazarlarıyla bir araya geldiği hatırlanacaktır.(1)

İmdada Demirtaş yetişti

AKP’nin imdadına koşan Kürtlere, Türk’ün ardından katılanlar, Hasip Kaplan ile yeni kurulan BDP’nin yeni genel başkanı Selahattin Demirtaş oldu. Kaplan’ın, liberal-muhafazakâr ittifakın tahayyül ettiği Türkiye’ye giden yolda, yeni bir rejim kurmak için elzem görünen anayasa değişikliği konusunda AKP’ye “Anayasa Mahkemesi’ni kapatmasını” tavsiye edebilecek kadar hevesli olduğunu öğrendik.(2) Demirtaş’ı ise, Obama’nın Ankara’ya ziyarette bulunduğu günlerde, “Obama’dan özerklik isteyeceklerini” duyurarak DTP’yi zor duruma soktuğu ve sonradan yine kendisinin yalanlamak durumunda kaldığı açıklamasından da anımsamak mümkündür.(3) Son açıklamasında ise Demirtaş, genel başkanlığın hakkını vermek arzusundan mıdır bilmek mümkün değil, AKP’ye Kürt kanadından gelebilecek en radikal destekten birini sunmuş bulunuyor: “Bu mahkemeler bu çocukları yargılarken, belediye başkanlarını tutuklarken, kelepçe takarken, Hatip Dicle’yi içeri atarken siyasal olmuyor da Erzincan Başsavcısı’nı içeri atınca mı siyasi oluyor? ... Eğer yargının siyasallaşmasından söz edeceksek, yıllardır bu bölgede yaşanan yargı trajedisine, yargı katliamına bakmamız gerekir. HSYK’yi politik bir kurum olarak görüyor, kaldırılması ve feshedilmesini istiyoruz.”(4) Demirtaş’ın, tıkanan “açılım” yolunu yeniden açabilmek adına, gösterdiği çabası fevkalade, öyle ki, taş atan çocukların hangi hükümet döneminde yasalaştırılan Türk Ceza Yasası hükümlerine göre yargılandığını da, Kürt siyasetçilerin, elleri plastik kelepçeli bir hâlde, tek sıra polis aracına bindirilerek gözaltına alınıp tutuklandıkları operasyonun hangi hükümete bağlı İçişleri Bakanlığı ve hangi tarikatın hakimiyeti altında bulunduğu artık herkesin malumu Emniyet teşkilatı tarafından gerçekleştirildiğini ise unutuverdiği anlaşılıyor. Demirtaş, taş atan çocukların onlarca yıl ile yargılanmalarına neden olanların ve Kürt siyasetçilerine plastik kelepçe takanların diktatoryal düzeninin inşası sürecinin önündeki son yavaşlatıcı olan yargının da ortadan kaldırılmasını öneriyor; “BDP Genel Başkanı” olduğu için açıklamalarının tüm bir Kürt hareketinin legal kanadını bağladığını düşünmek de mümkündür.

Kandil’i ciddiye alan kalmadı

Peki, legal kanadının başında bir AKP diktatoryası için ellerinden gelen desteği esirgemeyecekleri anlaşılanların bulunduğu bir hareketi, illegal kanadının en üst konumdaki yöneticisi, Kandil’den, “AKP hükümeti, adına açılım dediği ‘Kürt açılımı’, ‘Alevi açılımı’, ‘Romen açılımı’ adı altında toplumu teslim alma ve uydulaştırma projeleri, bu toplumsal gerçekliğe, onun değer yargılarına bir saldırıdır, hiçe saymadır. Kendince iktidara, para pula dayanarak, bu işi becereceğini düşünmektedir. Yani o bir Alevi’nin inanç değerlerini ortaya para dökerek, iktidar gücünü kullanarak, kendine göre yönlendirebileceğini düşünmektedir. Kürt halkının kimlik ve kültür değerlerini parayla pulla, iktidar gücüyle uydulaştırabileceğini, teslim alabileceğini düşünmektedir. Bu biçimde işbirlikçi bir çizgiyi ortaya çıkararak, sonuç alabileceğini hesap etmektedir. ... Kürt halkını bu kadar yere süreceksin, bu kadar iradesini çiğneyeceksin, siyasetçilerini kelepçeleyerek, sorgusuz, sualsiz içeriye atacaksın, çocuklarını bu kadar cezaya çarptıracaksın, şurada burada öldüreceksin, Kürt halkının haysiyetiyle, değer yargılarıyla bu kadar oynayacaksın ve ondan sonra da, ‘Ben demokratik açılım yapıyorum’ diyerek askerî operasyonlarla birlikte toplumu tümden teslim alma projesini uygulayacaksın. ... Biz öteden beri hep bu AKP’nin ‘demokratik açılım’ dediği şeyin özünde bir tasfiye, bir imha olduğunu belirttik. Yine AKP’nin siyasal alana dönük geliştirdiği soykırımın da esasında kapsamlı bir askerî hareketi geliştirmeyi hedeflediğini söyledik. Şimdi burada bu daha iyi açığa çıkıyor. Bizim bu söylemlerimiz doğrulanıyor. AKP hükümeti hareketimize karşı terör ve şiddet yöntemleriyle sonuç almak istemektedir. Israrla bunu ABD’den talep etmektedir. Ne için? Kan dökmek için! Hani başbakan anaların gözyaşı dökülmesin diyordu. Nerede kaldı o sözler? Demek ki tüm bunlar demagojidir, yalandır, palavradır. Kamuoyunu, halkımızı aldatmaya dönük bir yalandan başka bir şey değildir,” (5) dediğinde ciddiye almak olanaklı mıdır? Her açıklamasında, “solculara, ilericilere, yurtseverlere” bir çağrıda bulunan Kandil yönetiminin açıklamalarını, kendi partilerinin yöneticileri dikkate almazken, cumhuriyetçilerin ciddiye alması, doğrusu, pek gülünç bir beklenti oluyor.

Notlar:

1- Dilhun Gençdal ve Kubilay Aydın, “Basına kapalı, ‘Taraf’a açık ‘Barış ve Demokrasi’ toplantısı”, Doğan Haber Ajansı, 21 Aralık 2009, İnternet bağlantısı: <http://www.dha.com.tr/n.php?n=basina-kapali-tarafa-acik-baris-ve-demokrasi-toplantisi-2009-12-21>, en son 23 Şubat 2010 tarihinde görüntülendi.
2- “Bundan sonra Anayasa Mahkemesi'ni de kapatalım ki Türkiye'ye demokrasi gelsin. Nasıl olur demeyin. Fransa'da İngiltere'de Anayasa Mahkemesi yoktur.” Bkz.: Mustafa Özdabak (DHA), “Hasip Kaplan: Dağlara gelmeyeceğiz”, Hürriyet, 26 Aralık 2009.
3- “DTP Obama’dan özerklik isteyecek”, Bugün, 5 Nisan 2009 ve “İçeride hurmet dışarıda tepki”, Evrensel, 6 Nisan 2009.
4- “Demirtaş: HSYK fesh edilsin”, Fırat Haber Ajansı, 19 Şubat 2010.
5- Şu an fiilen en üst düzey PKK yöneticisi konumundaki KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın açıklamaları için bkz.: “Deklarasyona olumsuz yaklaşım savaş demektir”, Fırat Haber Ajansı, 8 Şubat 2010.

Emre Özsuda
Odatv.com

 

0
Popüler Yazılar
Facebook Twitter Youtube Instagram