Göçmenlerin hayatını anlatan film Flee gösterime girdi

06 Mart Pazar 2022 09:44

Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi ilk kez bir filmi en iyi yabancı film, belgesel ve animasyon kategorisinde aday gösterdi. Danimarkalı Jonas Poher Rasmussen’in, hikayenin gerçek kahramanı olan Afganistanlı Amin ile birlikte senaryosunu yazıp yönettiği Kaçış (Flee) gösterime girdi.

Göç, savaş, göçmen, mülteci, insan kaçakçılığı, delinen botlar, sınır polisi…

Üçüncü dünya lıya ait karaya vuran cesetler…

Artık aşina olduğumuz kavramlar bunlar.

Ev nedir? aile nedir? Yerleşik düzen nedir? soruları, hayatının akışı dere yatağında ve yolunda akanlar için çok anlam ifade etmez ama; dere yatağı alt üst olup sular bulanık aktığı; damarlar iç içe geçtiği zaman yokluğunun ne olduğu iyi bilinir. Tıpkı bir göçmenin hissedebildiği ve bildiği gibi.

Savaş ve mülteci dramını, kendi ülkesinin acı gerçeğinden yola çıkıp Doğu ve Batı Avrupa'nın bir çok ülkesine yayılan bir süreci, o ülkenin de toplumsal ve siyasi dinamikleriyle iç içe geçirerek anlatan çok hikaye ve film izledik. Bu kez tüm bunları, bir sığınmacının psikolojisi ve kimlik bulma savaşı üzerinden derinlere doğru irdeleyerek harmanlayan farklı bir çalışma var: Kaçış! (Flee)

Son 10 yıldır dünya üzerinde hareketlenen göçü; 10 gündür de Karadeniz sularında yaşanan sıcak çatışmaları izlerken kişisel anlamda önceliklerimin de savaş temalı olması şaşırtıcı değil..

Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi şu ana dek bir ilki gerçekleştirerek; bir filmi en iyi yabancı film, belgesel ve animasyon olarak 3  dalda aday gösterdi. Danimarkalı Jonas Poher Rasmussen’in, hikayenin gerçek kahramanı olan Afganistanlı Amin ile birlikte senaryosunu yazıp yönettiği Kaçış (Flee) dün gösterime girdi. Ben de ilk seansında sizin için izledim..

Savaşın yarattığı bir iç hezeyanını ve kimlik sorununu anlatma derdinde olan film, artık 40 yaş sınırına dayanmış olan Amin adlı genç bir adamın geçmişte susmak zorunda kaldıklarını itiraf ederek, hikayesini anlatma ve kendini yeniden inşa etme çabası..

Bir Radyo yapımcısı olan Rasmussen'in, hikayesini anlatmadan 20 yıl önce  bambaşka bir kimlikle tanıdığı Amin için özel olarak bir psikoterapi tekniği ile çalışması ve bu yaşam öyküsünü radyoya kaydetme süreci, filmin tamamını oluşturuyor. Gerçek Amin'in ve ailesinin isimleri, yaşadıkları da dahil olmak üzere güvenlik gerekçesiyle değiştirilerek özenle çalışılmış.

AMİN'İN SIRTINA YÜKLENEN SAVAŞ

Kabil'de yaşayan beş çocuklu bir ailenin en küçüğü olan Amin'in 4 yaşındaki haline dönüyor kamera ilk. Mutlu bir yuvasının olduğunu anlıyoruz. Anlatımı, tamamen farklı bir çocuk olduğu yönünde. İki kız kardeşinin gecelik ve iç çamaşırlarını giyerek başladığı çocukluk anılarında, sadece erkeklerle ilgili fantezi kurduğunu itiraf ediyor. Bu, Afganistan toplumunda konuşulması bile mümkün olmayan bir durumdur.

Ardından pilot olan babasının; Sevr Devrimi adı verilen, Afganistan Demokratik Parti iktidarının gerçekleştirdiği darbenin halk tarafından kabul edilmediği; sonuçta da SSCB'nin Kabil'e girdiği 1979 yılında  tutuklandığı dönem anlatılıyor. Çilenin tam da başladığı dönem!

Huzur bulmak için kaçtıkları Sovyetlerin  dağılış döneminde kabus dolu Moskova maceraları, İsveç'teki abisinin para gönderip onları iltica ettirme çabası, gemiyle Estonya'ya kaçış, yakalanıp tekrar Moskova'ya postalanmaları ve sonunda insan kaçakçıları tarafından Kopenhag'a gönderilişi..!

Bütün bunlar yaşanırken arka planda bir tarihsel eleştiri ve mültecinin dramı ile  kimlik bunalımı birbirine eşlik etmekte. Amin ya da herhangi bir mültecinin, bir insan kaçakçısının elinde bambaşka bir kimliğe bürünüp, sınır dışı edilme korkusuyla yalan söylemek zorunda kalışı ve yalanla yaşamanın acısı filme nakış edilmiş.

Amin yaşadıklarından kaynaklı olarak kendi varlığını ve kariyerini her şeyin önüne koyan bencil biri olduğunu itiraf ederken, 20 yıllık kaosun içinden okuyup, akademisyen olarak çıkmayı başarmıştır. Eşcinselliğinin dert edilmediği bir ülkede aşkını ve yuvasını da bulmuştur ama; iç huzurunun geçmişin hesabı ile orantılı olduğunu anlamıştır. (Bu arada Danimarkalı kocası Kasper ile eşcinsel evlilik yaptığını ve halen evli olduğunu öğreniyoruz.)

Film boyunca Bir mültecinin hayatla ilgili dört nihai kaygısı olarak tanımladığım “ölüm, özgürlük, varoluşsal yalıtım ve anlamsızlık” etrafında organize olan film, son 30 yılın unutulmaz siyasi bunalımları ve geçiş dönemlerinden kareleri de tutuşturmuş hikayenin kenarına.

Örneğin; Sovyetler dağılırken Moskova'da açılan Mc Donalds' a akın eden insanlar ve orak çekiçli kalpakların tepesine konan küçük bayraklar, geçiş döneminde çürümüş toplumun bir parçası olan rüşvetçi ve alkolik polisler gibi.

Soyut ve gölgelerle betimlenen, travmaların anlatıldığı bölümlere ek olarak; hem animasyon hem de belgesel görüntüler filmin akıcılığına yardımcı olmuş. Belgeseller gerçekten Afgan toplumunun çektiği acı dolu işgal tarihinin bir envanteri adeta.İsveçli besteci Uno Helmersson’un müziği de etkileyici bir şekilde destek oluyor filme.

Yaşadığımız çağın gerçekleri ile örülü çok başarılı bir yapım.

Savaşların yaşanmadığı bir dünya dileğiyle, iyi seyirler diliyorum.

Özlem Kalkan

Odatv.com

0
İletişim
Haber Merkezi: 0212 741 52 00
Mobil Uygulamalar
app
play
Reklam
Reklam: 0212 741 57 00
© 2022, Oda TV. Tüm haklar saklıdır.
×
ODATV
ANA SAYFA YAZARLAR VİDEO FOTO GALERİ ARŞİV KATEGORİLER
Önceki Analiz Siyaset Güncel Ekonomi Medya Spor Magazin Kültür Sanat Canlı Anlatım
app
ply
bck