Kurucu başkan o kitapta neler anlattı: Erdoğanların vakfının bilinmeyen hikayesi

13 Ekim Çarşamba 2021 15:22
AKP'nin desteğiyle büyüyen TÜRGEV yurt sorunuyla birlikte yeniden gündem oldu.

Aksaray Üniversitesi Sosyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi İrfan Özet'in kaleme aldığı "Fatih Başakşehir Muhafazakar Mahallede İktidar ve Dönüşen Habitus" adlı kitapta tartışmaların odağında olan TÜRGEV ile ilgili dikkat çeken bilgiler aktarıldı.

Kitapta, TÜRGEV'in doğuşuna, Tayyip Erdoğan'ın İBB Başkanı olmadan katıldığı Hırka-ı Şerif toplantısında verdiği yurt yapma sözüne, Erbakan'ın cezaevindeyken milli görüş hareketine verdiği FETÖ talimatına yer verildi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın geçmişte başkanlığını yaptığı TÜRGEV'in başkanlık koltuğunda şu an İletişim Başkanı Fahrettin Altun'un eşi Fatmanur Altun yürütüyor. .

Yönetim kurulunda Erdoğan'ın kızı Esra Erdoğan Albayrak yer alıyor.

Kitabın ilgili bölümünde şu ifadelere yer verildi:

1980 sonrası İslami hareketin toplumsal alanda yayılma dinamiklerinden biri de öğrenci evleri ve yurtlardır. 12 Eylül sonrası devlet seçkinlerinin "toplumsal tehdit" menzilinde görülmeyen birçok İslami grup, yaygın ev ve yurt ağlarıyla "makbul dindar birey" imgesini hayata geçirmişlerdir. Bu çalışmada, adını sık duyduğumuz Necmi de söz konusu hayalin peşinde koşanlardandı. Necmi, ilkokul mezunu olmasına rağmen, 1980'lere geldiğimizde kuyumculuk mesleği, parti teşkilatı üyeliği, Fatih'teki Hırka-i Şerif Cami Derneği Başkanlığı gibi birçok farklı alanda önemli roller üstlenmiş çok yönlü bir karakterdi. Özellikle Hırka-i Şerif Derneği'ne dair anlatımları, dernek bünyesinde başlayan öğrenci evlerinin günümüzde TÜRGEV'e uzanan hatlarını açığa çıkarıyordu:

"1990'DA YÜZ ÖĞRENCİ"

"İhtilalden kısa bir süre önce Fatih Hırka-i Şerif Cami Demek Başkanlığı'nı aldım. Önce erkek evleri açmıştım dernek adına. Açtığım evlerde ilk kalanlardan biri, Van Valisi oldu. 60'a yakın erkek öğrencim vardı. 1985'ten sonra kızlar da ilgi duydu faaliyetlerimize. Daha sonra onlara da özel evler açtık. Ve bu işi genişlettik. O zamanlar Türkiye'de bu işleri neredeyse hiçbir cemaat yapmıyordu. Vakıf olmuştuk. 1990'a doğru yüze yakın öğrencim olmuştu. Camiden topladığımız paralarla bu işi yürütüyorduk.

Ev eşyalarını da hep esnaftan, sağdan soldan, ikinci el buluyorduk. Bir de bu işle ilgili burs sistemi kurmuştum. 90'lara kadar İstanbul'da bizim camiamızda bu işlerle ilgili bizim Hırka-i Şerif Vakfı'ndan başka kimse bilinmezdi.

Avrupa Milli Görüş Vakfı da bize gönderiyordu talebeleri. Hatta bir kuruş para da göndermiyorlardı. Erbakan Hoca'ya meseleyi anlattım. Hoca dedi ki, "Sen burayı kapat. MGV bünyesinde çalış. Başkanlığına da seni getirelim" ... Kabul etmedim. "Burada senelerdir kurulmuş bir teşkilat var. Nasıl kapatayım hocam?" diye itiraz ettim."

FETÖ TOPLANTILARI

Görüldüğü gibi Necmi, klasik bir cami derneği başkanlığı sınırlarını fazlasıyla aşarak, İslami hareketin ev ve yurt ağlarıyla genç kuşaklara ulaşmasında öncü rol oynamış. Cami cemaati ve çevre esnafının burs ve yardım ağlarıyla, yüze yakın öğrencinin barınabildiği vakıf evleri ortaya çıkmış. Ancak, Necmi'nin bu dönemki faaliyetleri, partinin İslami hareket bünyesindeki tekelci mekanizmasından bağımsız işliyordu.

Diğer taraftan, MGH'den bağımsız biçimde dini dayanışma ağları üreten yapılanmalar, Necmi'nin derneğiyle sınırlı değildi. 80 sonrası Türkiye'sinde öğrenci evleri ve yurt ağıyla ilgili öne çıkan aktörlerin başında, bugün kamuoyunda FETÖ olarak adlandırılan topluluk gelmekteydi. Nitekim, Necmi'nin öğrenci evleriyle ilgili açılımlarında, yolu bu kez Gülen grubuyla kesişmekteydi:

ERBAKAN'IN TAVRI 

Fetullahçılar 80 İhtilali'nden hemen sonra örgütlenmeye başlamışlardı. O günler, ben de cami derneğindeydim. Sürekli, "Yeni bir topluluk inşa ediyoruz. Bize katılın," diye herkesi çağırmışlardı. O dönem, İstanbul'da onların başında Ali Rıza Tanrısever vardı. Çok zengin bir iş adamıydı. Önceleri bizim MSP Fatih ilçe başkan yardımcısı ve benim Hırka-i Şerif Vakfı'nda yardımcımdı. Zaten o zaman neredeyse bütün eski Selametçiler boşta kalmıştı. Beni teşkilattan tanıdığı için sık sık yanıma gelirdi. "Yeni bir teşkilat kuruyoruz. Senin de gelmeni istiyoruz. Zaten teşkilatçısın ve iyi bilirsin bu işleri" diye ısrar ederdi bana hep. Toplantılar yaparlardı sık sık. Ben bir tanesine katıldım. Çamlıca'daydı. Fetullah yoktu o gün. Ancak bantta kasetlerini dinletmişlerdi. Sürekli ağlıyordu. Bana da çok garip gelmişti. Tabii zamanla bu cemaat, Türkiye genelinde çok genişledi. Erbakan Hoca'nın da kulağına gitti bu ünü. Hoca, o zaman daha hapisteyken hemen tamim yayınladı. Zaten ben de Erbakan Hoca hapisteyken haftada bir defa telefonla görüşürdüm. Askeriye telefonları bağlıyordu. Erbakan Hoca, "Bu Fetullah Gülen denen adama, bizim teşkilattan kesinlikle kimse gitmeyecek! Bizden bir kişi bile katılmayacak!" dedi. Cephe açmıştı onlara daha ilk günlerde. Böylece arkadaşlarımızın çoğu onların teşkilatına katılmadı.

Erbakan Hoca'nın o günkü kesin tavrı, Milli Görüş kadrolarının oraya akışını önledi. 
Ev ve yurt açmayla ilgili, o zamanlar bizim camiada kimse kulak vermezdi bana. Meselenin ehemmiyetini anlatacak kimseyi bulamıyordum. Eğer o zamanlar bana destek olsalardı, Fetullah hareketinin hızını keserdik. Hatta Fetullahçılar benden gördüler bu kız öğrencilerle ilgili faaliyetleri. Benim sistemimi kaptılar. Benim Hırka-i Şerif Vakfı'ndaki yardımcım Ali Rıza Tanrısever, Fetullah'ın İstanbul İmamı oldu. Bu iş dert edinme meselesi. Sen dert edinmezsen, profesör olsan ne yazar!

ERDOĞAN SÖZÜNÜ TUTTU YURT YAPTI  

Mesela bizim evlerimizde her on beş günde bir mecburi toplantılar olurdu. Abdurrahman Dilipak, defalarca ev sohbetlerimize gelmiştir ve gelini bizim evlerimizde kalmıştır. Mehmet Şevket Eygi, Ali Bulaç hatta Recep Tayyip Erdoğan, daha İstanbul İl Başkanı'yken toplantı evlerimize gelip giderdi. O zamanlar ev bulmak da kolay değildi. Kiralık ev bulmak için kafam sürekli yukarda gezinirdim. Yani o derece meşakkat çektik.

Necmi, her ne kadar partiden bağımsız olarak öğrenci evleri açsa da son tahlilde Milli Görüşçü ideolojik habitus sınırlarında yer alıyordu. Öğrenci evleriyle ilgili düzenlediği onbeş günlük zorunlu toplantılarda davet edilen kişiler, Milli Görüş'ün siyaset ve entelektüel kanadının sembol isimleriydi. Necmi, Fatih'in tarihi semtlerinden biri olan Hırka-i Şerifte başlattığı bu mütevazı hizmetlerin profesyonel bir boyuta kavuşmasını, dönemin İstanbul Belediye Başkanı olan R. Tayyip Erdoğan'la yaşadıkları bir olaya bağlar:

Tayyip Erdoğan, özellikle ramazan ayında sık sık Hırka-i Şerif Camii'ne gelip bizleri ziyaret ederdi. 1993 yılıydı. Seçimler yaklaşırken Tayyip Erdoğan'ı bir gün kız evlerimize sohbete çağırdım.

Sohbette, belediye başkanı olursa yapacaklarından bahsediyordu ki, bir tane kız öğrencimiz el kaldırdı: "Sayın başkanım yol, su meseleleriyle ilgili belki çok önemli şeyler anlattınız bizlere, ama bunlar bizim için çok önem taşımıyor. Mesela Necmi amca olmasaydı, bizler sokakta ya da uygunsuz şartlarda yaşayacaktık. Kız öğrencilerle ilgili bir faaliyetiniz olacak mı?" diye sordu. Erdoğan da "Eğer başkan olursam, buradan size söylüyorum: Bir tane Anadolu yakasına, bir tane de Avrupa yakasına kız öğrenci yurdu yapacağım" dedi.

Hakikaten başkan oldu, ben de o seçimlerde Fatih Belediyesi Meclis Üyesi seçilmiştim. Seçimlerden sonra Tayyip Erdoğan'ın yanına gittim ve bu sözünü hatırlattım. O da "Tamam, hatırladım. Belediye'den şu kişiyle görüş," dedi. Daha sonra bu meseleyle ilgili Erdoğan'ın öncülüğünde İSEGEV'i (İstanbul Eğitim 
ve Gençliğe Hizmet Vakfı) kurduk.

İSEGEV'in kurucusu olan sekiz kişiden biri benim. Zaten daha birkaç yıl önce ismi TÜRGEV diye değişti. Kurulduktan sonra on yıl boyunca hem kuruculuğunu hem de müdürlüğünü yaptım. Hem Anadolu yakasında hem de Avrupa yakasında birer yurt açmıştık. Benim Hırka-i Şerifteki öğrencilerimle birlikte o dönem aşağı yukarı üç yüz elli tane öğrencimiz olmuştu. Tabii zamanla bu ağı genişlettik. Müslümanlar içinde eğitim hizmetlerinde en önde gelen kurumlardan biriydik İstanbul'da. Bugün adı çok duyulan Ensar, llim Yayma falan bizden sonra başladılar bu işlere.

Necmi'nin İSEGEV adıyla daha geniş bir kurumsal çerçeveye kavuşturduğu öğrenci evleri ve yurtlarda, İslami inanç ve siyasal kimlik bir arada gelişiyordu. Bu yönüyle dönem Türkiye'sinde yer alan diğer cemaatlerden -özellikle Nur hareketinden farklılaşmaktaydı. Ortodoks Nurculukta "siyasal hareket"e dönük yapılanmalar, önemli ölçüde arka planda kalmıştır. Daha çok "iman" ve "ahlak" eksenli bir dini hareket hüviyeti ön planda tutulmaktadır. Ancak, Necmi'nin de içinde yer aldığı MGH kökenli öğrenci ve gençlik teşkilatlarında, İslami 
kimliğin yerel ve küresel düzeydeki meselelerine karşı oldukça hassas bir kuşak yetiştirilmekteydi. Necmi, bunu özellikle Çeçen kamplarını ziyaret bahsinde açıklıyordu:

ÇEÇEN KAMPLARI ZİYARETİ 

Öğrencilere kazandırdığımız İslami şuurda, Çeçen kamplarını ziyaret çok önemliydi. İstanbul'da o dönem üç tane Çeçen kampı vardı. Birisi Beykoz'da Akbaba köyüne yakın. Bir tanesi Kadıköy Orduevi'nin yanındaydı. Diğeri de Ümraniye'de Atakent Camii'nin altındaydı. Neredeyse her hafta Çeçen kamplarına öğrencilerimizi çiçeklerle götürürdük. Öğrencilerimiz bu kamplara gittiklerinde deşarj oluyorlardı. Kimi tıp öğrencilerimiz Çeçen kamplarındaki çocukları tedavi ediyor, kimisi bisküvi, çikolata, çiçek vs. götürüyordu. Neredeyse on sene devam etti bu ilgimiz.

99 Depremi'nde de çok önemli işler yaptık. Bütün öğrencilerimizi Adapazarı ve Düzce'deki çadırlara götürüyorduk. Kendimiz de orada bir aşevi kurduk. Kız öğrenciler, vakfımızın evlerinde kurabiyeler, pastalar yapıp depremzedelere götürdüler. Anaokulu bile açmıştık. Tabii öncesinde Çeçen kampları bizim ufkumuzu açmıştı. Depremde de o tecrübelerimizi değerlendirdik. Öğrencilerimiz oralarda çadırlarda kalmıştı. Ama maalesef o dönemin şartlarında mahkemeye verilmiştik. Neden bu işleri yapıyoruz diye. Uzun yıllar sürdü mahkemeler. Kolay olmadı tabii bugünlere gelmek. Çünkü aşa aşa geldik. Yavaş yavaş geldik. Büyük çilelerle bugünlere geldik.

"TÜRGEV BAŞKANI İSİMDEN RAHATSIZ OLDU"

Necmi, bu değişim sürecini şu şekilde aktarmaktadır: Aşağı yukarı 2005'e kadar İSEGEV'in müdürlüğünü yaptım.

2005'ten sonra devrettim. İSEGEV, aslında bir kız öğrencinin önerisiyle kuruldu. Geçenlerde TÜRGEV'e gittim. İSEGEV ismini kullandım. Rahatsız oldular. Müdür bana, "Kullanma bu ismi. Biz artık farklı bir çalışma yapıyoruz. Tamam, zamanında sen kurmuşsun, ama artık bu ismi bir yerde kullanma," dedi. Ben de şaşırdım. Ne yapayım yani, yok mu sayayım? Zamanında bu işleri yapmışız yani. Tabii şu an uluslararası çapta genişlediler. En son New York'ta bir şube açtılar.

Necmi'nin TÜRGEV ziyareti, amatör güdülerle kamusal alanda sahne alan yerel bir sivil hareketin, günümüzdeki profesyonelleşen ve küreselleşen çehresini ortaya koyuyordu. Yeni yönetime göre İSEGEV tanımlaması, bu dönüşümü yadsımakla kalmıyor, aynı zamanda faaliyet alanları küresel dünyanın prestijli kentlerine kadar uzanan TÜRGEV'in marka değerini düşürüyordu. Yaşanan deneyim, habitusun sivil toplum ayağındaki dönüşümlerine Necmi'nin henüz adapte olamadığını gösteriyordu. Dönüşümle ilgili karşılaşma alanlarında Necmi'nin yaşadığı bu şaşkınlıklar, bir sonraki bölümde daha ayrıntılı olarak analiz edilecektir.

KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Odatv.com

 

0
Facebook Twitter Youtube Instagram